• 22.08.2021 12:22
  • (1)

YÜRÜYEN BİLGİSAYAR yada HAFIZA KARTI

Oku unca içinizden tanıyanlar olabileceğini düşündüğüm  rahmetli bir ağabeyimi anlatmak istiyorum sizlere. Şuan aklıma estiği gibi hiç duraklama yapmadan yazmaya çalışacağım. Maalesef hakkında çok detaylı bir bilgiye sahip olmadığım, hatta soyadını dahi bilmediğim Sadettin ağabeyi anlatacağım size.

Sadettin ağabeyi tanıdığım yıllar yaklaşık olarak 1970-1980 li yıllardı .Ben o zamanlar 18-20 li yaşlarında bir delikanlı, sadettin abide tahminen 40 lı yaşlarındaydı sanırım. Merkeze bağlı Duraklar köyü diye anılan köyde ikamet eden 1.65 boylarında ufak tefek bir adamdı. O günlerde Düzce merkezde bulunan hal binasında komisyoncu esnaflardan kahrımızı çok çeken adam gibi adam rahmetli Necdet Kan amcanın  ‘’itimat ticaret’’ tabelalı dükkanın da katiplik yapıyordum. Oğlu ki halen görüşürüz arkadaşım Erol Kan vesilesiyle oldu ilk karşılaşmamız Sadettin ağabeyle.

Ordan geçiyordu hakkında daha önceden bilgi sahibi olan arkadaşım Erol ‘’ sadettin abi gel bir çay ikram edeyim’’ teklifiyle yanımıza geldi. Erol bir şeyler soruyor ben izliyordum. Üzerinde muhtemelen birisinin hediye ettiği kendisine büyük geldiği belli olan kruvaze bir ceket, sanırım sürekli beynini yokladığı adeta bilgisayırın bir bilgiyi aradığında çıkardığı ses gibi hafif bir mırıldanma halinde bir insan sadettin ağabey.  Erol ‘’ sadettin abi sana bir şey soracam sen şu kişiyi tanıyormusun’’ diye bir isim söyledi. Sadettin abi az önce bahsettiğim gibi mırıldanma eşliğinde sağ el işaret parmağını sağ şakağına dayayarak ‘’ evet tanıyorum’’ dedikten sonra belki devlet arşivlerine bile girmemiş olabilecek onlarca ayrıntılı bilgiyi sıraladı bize. Anne adı baba adı doğum tarihi evlendiği tarih çocukları geçirdiği hastalık dahil özel günlere denk gelen zaman dilimlerindeki hava durumu ve o gün olan bazı önemli olayları da sıralaması olağanüstüydü. Ve bütün bu verileri ağır ağır tane tane aktarıyordu bize. Bir rivayete göre bu ağır tavrı nedeniyle ilkokuldan gönderilmiş okumayı kendi azmi ve çabasıyla kendi kendine öğrendiği söyleniyor. İyi bir okuyucu ve gözlemci olduğu iddia ediliyor. Hatta bizzat okuduğu gördüğü şahit olduğu bir olayı yıllar sonra o anı yaşarcasına dillendirdiği biliniyormuş.

Sohbetimiz sırasında ve hakkında arkadaşımın o yanımıza gelmeden önce verdiği kısa bilgilerle ve o konuştukça bir  kanaat sahibi oldum tabi ki sadettin ağabeyle ilgili: çok varlıklı bir yapısı olmadığı belli olan, sakinliği ağır konuşması nedeniyle tahminen cemiyetlerde kabul görmeyen garip bir adam sadettin ağabey..Tanışmamızdan sonra epey daha bir arada olduğumuz hatta bazen öğlen yemeklerini bile beraber yediğimiz (davetimiz üzerine bize eşlik eden), konuştukça hümanist bir hayat anlayışına sahip olduğuna vardığım( insanlara da, hayvanlara da yani canlılara), çevreye duyarlı temiz, hemen herkese yardım etmeye çalışacak kadar koca yürekli, genellikle ayaklarını kullanarak araca binmeyecek kadar sportmen, ama o adlandırılamayan kabul edilmeyişlerini, ötekileştirilmenin ezikliğini çekingenliğini yüzünde görebileceğiniz garip bir adam sadettin ağabey.

Dediğim gibi onlarca beraberliğimizde bahse konu soru cevap ritüallerine hep devam ettik. Bu arada bir yeteneğini daha gördüm ki hiç makine kağıt kalem kullanmadan bazı matematik işlemlerini de kolayca aklından yapabiliyordu.

YÜRÜYEN HAFIZA KARTI

Gelelim ona niye bu şekilde hitap ettiğim kısmına:Arkadaşım Erol’la aynı yaşlardayız. Askere gideceğiz. Sülüs adı verilen askere gidiş belgelerimizi aldık bir gün sonra Düzce den ayrılacağız. Yazıhanede oturup sohbet ederken baktık sadettin abi geçiyor. ‘’ sadettin abi gel çay içelim biz yarın gidiyoruz’’ diye davet ettik oda icabet etti. Ben kasada oturuyorum aklıma geldi hemen kasayı açıp bir yirmi lira çıkartıp üzerine erol’la beraber imzamızı atıp tarih yazdık ve sadettin abiye bu paraya bak diye uzattık. Baktı baktı biraz mırıldandı sonra parayı alıp büyük kasanın gizli gözüne koyduk. Askere gittik. Yaklaşık iki sene sonra (20 ay) askerlik bitti döndük. Yine yazıhanede erol arkadaşımla oturuyoruz uzaktan sadettin abinin geldiğini gördük. Yine çaya davet ettik. Oda bizi kırmadı geldi. Benim aklıma kasadaki para geldi ve hemen ‘’ sadettin abi biz askere giderken sana burada bir para göstermiştik hatırlıyormusun ?’’ dememle birlikte ‘’ tabi hatırlıyorum o gün cumaydı. Sabah soğuktu. Siz saat 14.00 gibi bana üstüne imza attığınız şu şu seri numaralı bir yirmi lira göstermiştiniz’’ dedi. Hemen kasayı açıp parayı çıkardım. Seri numarası tam olarak söylediğiydi. Adeta o anı tam olarak resmetmişti bize.

Bu hatıramı niye yazdım: aslında etrafımızda kapasitesinin üzerinde yeteneklere sahip onlarca insan varki: Ya biz görmüyoruz. Ya görmezden geliyoruz. Oysa onlar kontrollü bir şekilde bir yerlerde istihdam edilebilir. Katkı sağlattırılabilirler.

Yanlış bilmiyorsam Sadettin ağabeyimiz iki yıl önce 70 li yaşlarındaydı ki  berzaha göçtü. Bu vesileyle rahmet ve dua ile onu yadediyorum.

Ve lütfen biz biz olalım kimseleri dış görünüşleri davranışlarıyla yargılamayalım. İşin manevi boyutu bir yana ahlaki ve insani yanı bile bizlere bu sorumluluğu yükler kanaatindeyim.