• 11.09.2021 13:43
  • (127)
  • (1)

TEKNOLOJİ,AİLE İLİŞKİLERİ- 30 VE DAHA FAZLASI SONRASI YILLARDA İLETİŞİM

Başlıktan da anlaşılacağı gibi toplumsal bir sorun mu desem beklentimi desem endişemi desem adına ne derseniz deyin bu konu üzerine bir şeyler yazmaya çalışacağım.

TEKNOLOJİ

Teknolojiyi ben televizyon, tablet, bilgisayar, telefonlar, milyonlarca abuk sabuk dizi ve filmler üzerinden ele alacağım. Ki özellilk le gençliğimizi iyice avucunun içine aldı ve aile kurumunu dinamitliyor adeta. Ve maalesef bu anlamda ilgili kurum ve kuruluşlar gerekli kontrol ve denetimleri ya yapmıyor ya da yetersiz durumdalar.

EĞİTİM

Gerek okul öncesi aile içinde verilen eğitim (ki içinde ahlaki-edebi öğretilerin olduğu, saygı sevginin anlamı bütünlüğünü hicveden tarz ve fiiller) gerek  anaokulu yada kreş diye bildiğimiz okul öncesi uyum süreciyle başlayan dönem, devamında ilk,orta,lise ve dengi okullarla devam eden yüksek öğrenim süreci.

Böyle bir konuya neden pencere açtım. : Sürekli hayatımın en büyük hazineleri zenginliğim diye sıkça bahis konusu ettiğim dostlarım arkadaşlarım dan  bir gurupta arkadaşımın bir tanesi ortaya ‘’ ya arkadaşlar teknoloji akıl almaz bir hızla gelişiyor. Sizce bizler bundan 10-20 belki daha uzun bir süre sonra torunlarımızla iletişim kurup anlaşabilecekmiyiz? ‘’ diye bir bomba attı ortaya. Hepimizi aldı bir düşünce. Çeşit çeşit fikirler ortalıkta uçuşmaya başladı. Ben izlemek te kalıp sentez etmeye çalışmakla meşguldüm. Tabi bende bir fikir sahibi kendimce bir düşünce sahibi olmuştum. Kendime göre bakış açımla değerlendirerek beklentilerimi , çekincelerimi bende sıralayacağım. Takip ederken bana en çarpıcı cevap olarak  Veysel AKDAĞ arkadaşımın  saf doğal ve samimi tavrı üzerinden yürüyerek değerlendirmemi yapacağım. Veysel arkadaşım ‘’ arkadaşlar ben onu bunu teknolojiyi falan bilmem, çok da anlıyorum da sayılmaz zaten. Ben düz topçuyum. Elimden geleni yapmaya çalışırım. Başarılı olurmuyum bilmiyorum ama şimdiden ta 20-30 sene sonrasını düşünemem. Şimdi bu günü yaşarım, zamanı gelince de o günü yaşarım. Şu an bunun için endişelenemem’’ diye tavır koydu. Bana göre de haklıydı.

Günümüzü ele alalım. Şu anı, yaşadığımız zaman dilimini. Bırakalım torunları çocuklarımız la bile doğru dürüst iletişim kurabilip fikir birliğine varabiliyormuyuz? Kendim dahil gözlemleyebildiğim kadarıyla bu anlamda çok gerilerdeyiz çok. Adına ister kuşak farkı ister başka bir şey deyin maalesef çok gerilerdeyiz iletişimde.

Eğitim uzmanı değilim. Sadece gördüklerimi baz alarak birkaç ayrıntıyı açmaya çalışacağım. Koymuşuz önümüze sözümona bir hedef. İyi eğitim, geleceğini kurtaracak bir meslek kadarı vb. Peki bumu aslolan? Bence hayır! Bu değil ve olmamalı. Sevgi, Saygı, örf adet temelli İNSAN yetiştirebilme maharet ve çabamızı rafa kaldırmışız adeta! Oysa İNSAN yetiştirebilmek li bir kaygımız ve çabamız olsa bahse konu durum ve daha fazlası kendi kendine oturacak beklide.

Kimseyi suçlamak, hiçbir kurumu zan altında bırakmak niyetinde değilim. Ancak çok eksikliklerimiz var. Sanki denge kavramlarını kaybetmiş gibiyiz. Şöyle ki hepimizin bildiğini düşündüğüm ‘’ iyi polis, kötü polis’’ stratejisi mesela. Yani ailede genel de Annelerin üstlendiği bilinen Denge marifeti görevi.  Bu anlamda bir sürü mazeret sıralanabilir ki  sistemin gerektiği gibi yürümediğini maalesef görebiliyorum. Bu da demektir ki ailede denge unsuru kalkarsa sonrasındaki hamlelerin öyle pek de ahım şahım bir önemi kalmayabiliyor. Denge’nin detaylarını tek tek açıklamaya gerek duymuyorum. Sadece iyi bir aracı ,  uzlaştırıcı, köprü diyebilirim. Ve tabi bu denge sorumluluğunu sadece anneler diyerek topu onlara atar gibi bir tavır almak da doğru bir tanım olmayacaktır. Buna ailecek birbirini tamamlama desteği diyebiliriz. Yani her ebeveynin sorumluluk süreci vardır. Olmalıdır.  Peki  böylemi derseniz dediğim gibi maalesef böyle değil. Toplum olarak bu konuda yeterli bilgi, öngörü ve uygulama yeteneğine sahip olduğumuzu düşünmüyorum. Tabi ki istisnalar kaideyi bozmaz uygulayan uygulamaya çalışan ebeveynler vardır.  Ben genel olarak ele aldım diyeyim. Birinci fark ettiğim nokta bu idi.

EĞİTİM-OKUL

Gelelim diğer arızalı diye tesbitim: okul hayatı süreci. Gerçekten üzülerek bahis konusu edeceğim. Milli Eğitim başlığı altında sözümona uzmanlarca hazırlan müfredat proğramları.  Yeteri kadar öğretici olmadığı kanaatindeyim. Olaya nitelik ve nicelik  kavramları üzerinden bakarsak. Hani hepimizin bildiği felsefi bir söylem var ‘’bir katilin elinde de bıçak vardır, bir doktor(hekim-opr.)un elinde de bir bıçak (neşter) vardır’’.işte nitelik ve nicelik teki kastım bu. İyi yetiştirilmeyen bir nesille bırak iletişim kurmayı, bir arada olabileceğimiz bile şüphe götürür bir durumdayız diye düşünüyorum.

10-20-30 ya da daha ilerisi zaman dilimi:

Kendimce endişemizin yıllar sonrası iletişim kurup kuramamak olması değil, İNSAN yetiştirmesi, yetiştirebilmemiz olması gerektiğini düşünüyorum. Sevgi,saygı, ahlaki ve manevi değerler yitirilmiş, bilinmemiş, öğretilmemiş gelecek nesil adeta elinde fitili ateşlenmiş bir bombayla gümbür gümbür geliyor demiş olmam abartılı bir söylem değildir kanaatindeyim.

Ve tabi böylesi bir konu uzmanlar eşliğinde saatlerce konuşulabilir tartışılabilir bir başlık. Ben en azından sizleri düşünmeye itme adına böyle bir başlık açtım. Düşünün bakalım siz bu olayın neresindesiniz?

Hazırlamalı ve hazırlanmalıyız. Gelecek çok hızlı geliyor.

Benim şahsi kanaatim iletişim, iletişim kurmak elbette önemli bir konu. Çünkü iletişim bağları güçlendirir. Sorun çözmenin ilk adımıdır. Keyifli zaman geçirme, muhabbet kapısı aralamanın sihiridir. Hatta güzel bir atasözümüzde var bu manada destekleyecek ‘’ insanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa’’demiş atalarımız.

Ve iletişim tek tarafın çabasıyla da olgunlaşmaz, karşılıklı çaba gerekir diyorum. İletişim kurmanın onlarca tarz ve şekli olduğunu da söyleyebilirim. Öncelikle dinlemek(karşındakini),  anlayarak dinlemek.

 Güzel bir ses tonu ile başlamak, bir tebessüm, gülümseyen bir çift göz iletişimde mesafe kat etmenin olmazsa olmaz kuralları bile diyebilirim.