• 11.10.2021 12:05
  • (1)

TESADÜF MÜ? 2. ŞANSMI? KADER Mİ?

80 li yıllar.Özel bir mobilya firmasın da mağaza müdürü satış temsilcisi olarak çalışıyorum. Kardeşim Gökhan HAN  asker. İstanbul da. Terhis olma vakti yaklaşıyor. Ona terhis ol gel ‘’ arabanı ben alacağım’’ diye sözüm var. Çalıştığım firmadan oldukça iyi maaş almaktayım ki ayrıca prim aldığım için de maddi olarak oldukça iyi şartlardayım.  Tesadüfen satışa çıkarıldığını öğrendiğim wolswagen kaplumbağa diye bilinen 67 model 1303 seri diye anılan bir araç satın alıyorum. Kendime göre üzerinde bazı değişiklikler (boya-tamponlar-ilave aksesuarlar) yaptırarak dizayn ettiriyorum. Belki hatırlayanlarınız da olacaktır civciv sarısı bir renge boyatıyorum. cillop gibi oluyor.Şu an bacanağım olan Hatko Kenan ARSLAN’ın (o dönem aynı mahalle komşuluk yapıyorduk) abartmış olmayayım hayran olduğum3-4 yaşlarında tatlı mı tatlı bir kızı vardı.Nagehan ARSLAN ŞEVKİ. O kadar çok seviyordum ki anlatmak için kelimeler kifayetsiz kalır. Nerdeyse onu görmeden geçirdiğim bir gün yok denecek kadar azdı.  Ona ‘’ CADI’’ diye hitap ederek iletişim kuruyorum. Sarı lüle lüle saçları, daima pozitif halleri, sürekli gülümseyen yüz hatlarıyla adeta vazgeçilmezim durumun da Nagehan. Sık sık arabamla onu evden alır ya çalıştığım yere getirir(çalıştığım yerde de eşim nagehanın teyzesi ile beraber görev yapıyorduk) yada arabamla biraz dolaştırır gezdirirdim. Yanlış hatırlamıyorsam o da beni severdi. Hatta ona olan sevgimden arabamın arka cam üst sağ tarafına ‘’CADI’’ diye yazdırmış öyle kullanmıştım. O dönemlerde rengi ve adıyla popületirisi olan bir araçtı. Tabi negahan büyüdü izdivaç yaptı( sevdiğim takdir ve takip ettiğim hatta birbirimizi geç tanışımış diye hayıflandığım kardeşim Berk ŞEVKİ beyle izdivaç yaptı) şimdi aynı kendisi gibi tatlı mı tatlı ECE’nin anneliğini yapıyor. Sık olamasa da halen görüşür eski günleri yad ederiz. Tabi teyzesi sevgili eşim Zuhal hanımın olması nedeniyle yaşadığımız sürece görüşeceğiz diye düşünüyorum.

Evet bu araçla çok anılarım oldu. Tatillere gittim. Uzun mesafeli yolculuklar yaptım. Şirin bir araçtı. Fena sayılmayacak derecede süratli araç kullanmayı seven biriydim. Şimdi namı diğer ‘’CADI’’ Nerde, kimlerin elinde bilmiyorum. Zira yazımın başında da belirttiğim gibi terhisine müteakip kıvrak ticari zekasını her zaman takdir ettiğim kardeşime anahtarları teslim ederek ağabeylik görevimi yerine getirerek sözümü tuttum. Oda bu aracı sermaye yapıp al-satlarla bugün altında yine wolswagen passat marka bir araç kullanmakta.

Geleyim asıl konuya iyi bir şoför olmama rağmen teknik anlamda bir bilgi sahibi değildim. Bir gün bir iş için Bolu’ya arabamla gitmek zorunda kalmıştım.İşlerimi halledip dönmüştüm. Hatırlayanlarınız muhakkak vardır o dönemler Bolu dağı’na sıfır oldukça virajlardan oluşan hatta uçurum kısmında refüj korkulukları bile olmadığı E-5 diye tanınan gidiş gelişi aynı hat üzerinde olan bölünmemiş bir karayolu. Hızlı araba kullandığımı söylemiştim ya  işyerime bir an önce dönmek için hızlı bir sürüşle geri döndüm. Mağazanın önüne aracımı park ettim. Sonra bir iş için tekrar şehir merkezine gitmem gerekti. Aracıma bindim çalıştırdım. Vitese taktım. Ağır ağır hareket ederek yola çıkacam ki araç yürüyor ama direksiyon tekerleklere hükmetmiyor. Hemen stop edip sanayi çarşısından bu işlerden anlayan Muhlis SUNGUR diye bir arkadaşımı çağırdım. Sağolsun hemen geldi. Bilenleriniz olabilir ben bilmiyordum. Direksiyon çubuğu aks diye adlandırılan ön tekerleklerinin kontrolüne imkan veren aks dişli kutusuna bir cıvata ile bağlanır ve o civatanın düşmemesi için de civatanın hemen altındaki ona uygun açılmış bir deliğe klips denilen bir aparatla sabitlendirilirmiş. Arkadaşım baktığı gibi anladı ve bana ‘’ geçmiş olsun muhtemelen klips kırılmış ve cıvata gevşeyerek düşmüş. İyiki burada olmuş maazallah trafikte olsaydın kötü sonuçlara sebep olabilirdin’’ dedi. Bende ‘’ az önce Bolu dağından indim’’ dedim. Arkadaşım ‘’ o zaman gerçekten büyük geçmiş olsun. Yani seni buraya kadar idare etmiş’’ diye hayretini ifade etti. Hemen gereğini yapıp cıvata ve klipsi monte etti sorunu çözdü.O gün günlerden Cuma idi ve ben bir sonraki gün cumartesi günü istanbul’a aracımla gidecektim. Yani bu gün bile düşündüğümde olabilecek bir facianın eşiğinden dönmüştüm. Bu bir,

Sene 2002. Çocukluğumda geçirdiğim romatizmal bir rahatsızlığım nedeniyle kullandığım ilacın yan etkisi sebebiyle kalbimde sıkıntı yaşıyordum. Doktor kontrolleri ve teşhisi ile kalp kapağımda (mitral kapak)sıkıntı olduğu ve ameliyat olmam gerektiği bildirildi.  Bahsetmeden geçmem vefasızlık olur ki bu süreçte bana her türlü yardım ve desteğini esirgemeyen mesai arkadaşım sevgili Asiye SERDAROĞLU na bu vesileyle bir kez daha teşükkür etmeyi borç biliyorum. Sıkıntılarım artık olmam kanaati oluşturunca İstanbul Siyami Ersek Kalp Hastahanesinde mayıs ayında açık kalp ameliyatı oldum.Prosedür gereği ameliyattan çıkan hasta gözlemlenmek üzere   süresi net olmayan bir süre odasına alınmadan yoğun bakım ünitesinde misafir edilir. Olumlu gelişme görülürse normal odasına alınıyordu. Bende 2-3 gün yoğun bakımda  misafir edilerek normal odaya alınmıştım. Ancak bu 3 günlük zaman diliminde ilginç şeyler yaşanmıştı. Belki içinizde hatırlayanlarınız olabilir.  O tarihlerde yoğun bakım hemşiresi olarak görev yapan kayıtlara, kamuoyuna ‘’ Seda hemşire’’ olarak geçen anılan trajedinin başrolü sahibi Seda hemşire. Olay şuydu: Seda hemşire erkek arkadaşıyla kavga edip ayrılıyor ve bunalıma giriyor. Erkeklerden intikam almayı hedefliyor. Ve bunu da görevli olduğu yoğun bakım ünitesinde gözüne kestirdiği erkek hastalara ki dokuzuncu kişide durum fark edilerek hemşirenin tutuklanmasıyla son buluyor. Hastalara aşırı dozda potasyum enjekte ettiği tutanaklara geçmesine rağmen hemşire bu iddiaları sürekli red etmesine rağmen bildiğim kadarıyla 30 yıl dan başlayan iddianemeyle yargılanıyor. İşin benim açımdan en dikkat çeken kısmı şuydu: Seda hemşirenin kavga edip ayrıldığı arkadaşının adı ilhami’ymiş ve bahse konu olayların cereyan ettiği anlarda bende yoğun bakımdaydım.Buda iki

Şimdi ne anlamalıyız’a gelirsek iki küçük örnekle açıklamaya çalıştığım durumu bir değerlendirelim bakalım. Tüm bu yaşanananlar bir tesadüfmüy dü? Bir 2. Şans mıydı? Kader miydi?

Ben kendi kendime 2. Şans olduğunu, yaradanımın bana mesaj verdiğini düşünüyorum.

Hayatınızı 2. Bir şans doğmasını beklemeden hedeflerinize, hayallerinize öngördüğünüz şekilde sağlık ve huzur içinde devam etmenizi diliyorum.

Saygılarımla,