• 23.10.2021 12:10
  • (1)

Öncelikle bildiğinizi düşündüğüm birkaç bilgiyi teyit etme, hatırlatma yaparak asıl konuya girmeyi planlıyorum ki okudukça ‘’ a bunları bende yaşadım hissettim’’ diyeceksiniz diye düşünüyorum.

İNSAN BEYNİ

İlim ve Bilim insanlarının ortak paydada birleşip ortaya attıkları bir iddia var. ‘’İnsanın, beyninin mükemmelliği ki hala insanın neler yapabileceği gücünün çok çok şeyler yapabileceği ama bunu kullanma beceri ve marifet safhasına ulaşmadığımız’’. Bilim adamlarının bir başka söylemide şu: ‘’İnsan bütünüyle mükemmel dizayn edilmiş bir canlı’’  İlmi olarak da karşılığı olan bu söylem inandığımız dinimiz İslamda da ‘’Beşeri mahluk’’ yani yaratılmışların en şereflisi en mükemmeli karşılığı sıfatıyla anılır. Yaşadığımız çağ bilim ve teknoloji çağı, bilgisayarlar, robotlar akıllı telefonlar vb. bir sürü alet kullandığımız tartışılmaz bir gerçek. Ve bu cihazların bir işletim sistemleri bir hafıza kartları olduğunu biliyoruz.Rem veya cigabayt adı verdiğimiz kapasitesini önüne koyulan rakkam  kısmı kadarıyla depolayabilen bir aparat.  Sanırım Terebayt tabiriyle kapasitesi yükseltilmiş olsada basit bir kıyaslama ile devam edeyim. Bilim adamlarının tesbitleri ve açıklamalarıyla insan beyninin iki buçuk milyon cigabayt depolama alanına sahip olduğu ve bilgiyi sakladığı kayıt altına alındığı bildirilmektedir. Yani işletim sisteminin hızını da göz önünde bulundurduğumuzda bize lazım olan bir veriyi bilgiyi saniyeler içinde sentezleyip hatırlatan bir sistem. Durumun manevi kısmını atlarsam hadsizlik olurki buna hakkım ve haddim asla olamaz. Yani Hamd ve şükretmek için başka ne olabilir? Bu mükemmeliyetin izahı nasıl yapılabilir? Okuduğumuz kitaplar, yaşadığımız anılar, olaylar,bir gün lazım olur diye hafızamıza attığımız bilgiler zamanı geldiğinde ihtiyaç duyduğumuzda otomatik olarak bize sunulur beynimiz tarafından bizde o veriyi akıl, ahlak mantık çerçevesinde amacına göre uygularız değimli?.  Fazla bilimsel konuşmuş gibi hissettim şuan ama bunlar gerçek. Görmemezlikten gelemem. Öyle yaparsam bu benim acizliğim olur diye düşünüyorum. Biz bu mükemmel vücudumuzu, beynimizi diğer azalarımızı ne kadar verimli kullanabiliyoruz? İşte burası muamma.  Şahsi kanaatim tam kullanamadığımız, yada yeterince kullanmadığımız yönünde. Tabi buradaki tesbitimin bir genelleme olarak da algılanmasını istemem.  Zira gerek bilimsel gerek ilahi yeteneklerle bunu başarabilenler olduğunu da biliyoruz. Gördük. Duyduk. Yani beyinlerini gerçekten iyi derecede kullanabilen insanlar var. Onların önsezileri isabetli, yorumlamaları dikkat çekici, hisleri kuvvetli insanlardır. Azda olsa içimizde bu vasıf ve tanıma uygun insanlar vardır.

FARKETME ALANI

Bilim adamlarının tesbit ederek kayıtlara geçmiş iki insanın birbiriyle göz teması olduğunun farkındalık  mesafesi 25 metreymiş. Yani 25 metreden bir kişiyle göz teması sağlandığında  birbirlerine kitlenebildikleri kayıt altına alınmış bir veridir. Herhangi birine 20-25 metreden baktığınızda eğer o an içinde size bir bakış attıysa kenetlenmiş, adeta birbirinizdesiniz denilebilir.Bu bir farkındalıktır.

DUYU ORGANLARIMIZ

Dünyayı algılamamız için beş temel duyu organımız bulunmaktadır. Görme, Duyma, Tatma, Koku alma, Dokunma diye adlandırılmaktadır. Yazıyı bir Fen dersine, Anotomi bilgilerine çevirmemek adına detaylara girmeyeceğim ki hepinizin ne olduğunu bildiğine eminim.

ÇAKRALARIMIZ

Çakralar ilmi bir terim olup, bazı inanış ve toplumlarda üzerinde çalışmalar yapılan kabul gören bir uğraş alanı olduğu bilinmektedir. Yaptığım araştırmalardan edindiğim bilgilere göre hemen her insanda olduğu varsayılan bilinen beş duyu organını kullanmadan  kaba tabirle beyin gücü, kalp gözü vb. enerjiyi bedende kullanabilme yeteneği diyebilirim. Yani enerjinin hislerle yönetilebilmesi demek yanlış bir ifade olmaz. Ayrıca  ben aşırı isteme, hissetme diye adlandırıyorum. Konuyla muhatap olanların  ifadelerine göre bir insanda dokuz çarka bölgesinin olduğu ve bunun en önemli olanının iki kaşımızın arasındaki alın bölgesinde olduğu iddia edilmektedir. Üçüncü göz veya kapalı göz olarak tanımlanıyormuş.

Değerli okurlarım defaten ifade ettiğim gibi bir kez daha tekrarlamakta yarar görüyorum. Ben bilim adamı, uzman, alim vb. vasıflara sahip biri değilim. Sıradan bir insan ilhami’yim o kadar. Çok okuyan, okumayı araştırmayı seven, sorgulayan, öğrenme sevdalısı, bilgi aşığı, açı İlhami o kadar. Niye böyle dedim: yazım belki birileri tarafından ‘’ amma da çok biliyor be’’ diye negatif tepkiye sebep olabilir. Amerika’yı yeniden keşfettiğimi iddia etmiyorum zaten. Dokuz bilinmeyenli bir denklemi çözdüğümüde söylemiyorum. Kendimce bilgilerimi öğrendiklerimi gördüklerimi sentezleyerek siz okuyucularım la paylaşmaya çalışıyorum hepsi bu. Ne demek, anlatmak istediğime dair iki küçük örnek vereceğim ki daha iyi kavrayacaksınız diye düşünüyorum.

  1. Farzedelim bir odada sessiz bir şekilde uyuyorsunuz. Birisi sessizce odaya giriyor ve gözlerini size dikip bakıyor. Bakışlarında bir art niyet olmasa bile  kalp gözümüz devreye girerek sizi birinin gözlemlediği ikazını verir. Uyanırsınız.bu bir.  Yine kalabalık bir ortamdasınız hatta arkanız dönük olmasına rağmen birinin sizi gözlemlediğini hissediyorsunuz ve dönüp baktığınızda haklı olduğunuzu anlıyorsunuz bu iki
  2. Bir iş için olabilir, bir seyahate çıkmak için olabilir, yada bir randevu için olabilir sabah erken kalkmanız gerekiyor. Çalar saatinizi kurup yatıyorsunuz. Diyelim 07.00ye. Ama siz saat alarmı çalmadan 06.55 gibi kendi kendinize uyanıyorsunuz. Buna kalp saatinin devreye girmesi deniliyor. Buda bir vesileyle enerjinin kullanılması denilebilir ki bahse örnek verdiğim konularda sizlerin de başına gelmiş olabilecek basit ayrıntılardı.
  3. Hani bazen elinize telefonu alır birini aramaya çalışırsınız da o anda telefon çalar. Açarsınız sizin aramak istediğiniz kişidir karşıdaki. İşte ben bunu telepatik iletişimin irtibatın mucizesi diyorum. Bu durumun onlarca tecellisine şahit olup yaşamışlığımız vardır düşüncesindeyim.

TELAPATİ

Evet gelelim konu başlığımın derinliklerine: Bilimsel olarak paranormal bir yetenek olup parapsikoloji bilim dalının içinde yer alır. Yukarıda da bahsettiğim gibi   normal bilinen duyu organlarımızı kullanmadan algılama yoluyla düşünce irtibatı demek yanlış bir tanım olmaz. Bu yöntemi kullanmanın da çeşitli basamakları olabileceği gibi benim görüşüm aşırı isteme arzusunun tezahürü diye düşünüyorum.

Bizzat şahit olduğum başkalarındaki bu yetenekten bir parça da kendimde olduğunu da fark ettim ki muhtemelen içinizde bizdede var diyenler çıkabilecektir.

Belki mucize denmeyecek ama gerçekleşen beklentilerim, öngördüğüm tahminlerim olmuştu. Birkaç ufak örnekle süsleyeceğim elbette.

  1. Ailecek görüştüğüm KÜÇÜKUSTA AİLESİ Ali bey ve Fatma hanım rahatsızlığımdan beri beni hiç yalnız bırakmamış sürekli evde olmam nedeniyle ziyaret ederlerdi. Bir sabah kahvaltısında eşime ‘’ Aliler bu akşam bize gelecek hissettim’’ dedim. Ve telefonumun not kısmına bu tahminimi saat olarak yazdım. Ve akşam oldu dediğim gibi ziyaretime gelmişlerdi.
  2. Yine sevdiğim bir kardeşim ziyaretime gelecekti. O gelmeden telefonuma yine not alıp kendisine de göstermiştim. Şaşırmıştı. Geleceğini ve gelirken bana tarifini de yaptığım tişört hediye getirecek demiştim yazmıştım. Geldi. Tarif konusunu tutturamamıştım ama gerçekten tarifimin üstünde iki adet şık tişört getirmişti. Ben notu okuttuğumda gerçekten çok şaşırmıştı. O tişörtleri bazen giyer itinayla saklarım.
  3. Çocukluğumuz gençliğimiz bir arada geçmiş beraber büyüdük diyebileceğim bir arkadaşım Hikmet KOÇ. Aynı zamanda ikimizde Beşiktaş taraftarıyız. Karar verdik sabah otobüsüyle İstanbul’a gidip biraz gezip sonra maça gideceğiz. Yanlış hatırlamıyorsam 1985 li yıllardı.Ayrı evlerde kaldığımız için sabah 08.00 otobüsünde buluşup gidecektik. Ben 08.00de yazıhanedeydim.Fakat arkadaşım kalkamamış olacaktı ki gelmedi. Otobüsü biraz rötar yaptırdım gelen giden yok. Hareket ettik. Herneyse ben istanbula indim. Arkadaşım da benden bir sonraki otobüsle yola çıkmış. Ben Taksim civarlarında istiklal caddesine doğru yürüyorum. Kalabalığı tarif etmeme gerek yok oldukça kalabalık bir trafik. Kafamda ‘’ nerdesin be hikmet’’ sorularıyla ilerliyorum. Ve mucize gerçekleşiyor. Hikmet tam karşımda bana doğru geliyor. Proğram akışımızı beraber planladığımız için buralarda olabilir diye oda oraya gelmiş. Ama ilginç olan şuydu: karşılaştığımız anda ben onu düşünüyordum ve tesadüf ki yolun sağ tarafında ilerliyorum. Yani sol tarafta yürüyor olsam karşılaşmamız imkansız gibi bir durum. Ben bunu telepati kurarak buluşma olarak değerlendiriyorum.
  4. Şu anda merkeze bağlı bir köyde ikamet etmekteyim. Çocukluğum, gençliğim şehir merkezinde bir mahallede geçmişti. Hemen kapı komşumuz Vasfiye TÜRKEL teyzenin elinde büyüdüm diyebilirim. Geçen yıldı diye hatırlıyorum. Komşu teyzemi özlemiş bir ziyaret etmek istiyordum. Bir kaç gün sonra bayramdı. Kardeşim Gökhan HAN’ı yanıma çağırdım ‘’ abisinin beni bu bayram eski mahallemize götürürmüsün? Ben vasfiye teyzeyi çok özledim bir görmek istiyorum’’ dedim.( rahatsız olmamdan dolayı bir yere ancak biri götürür, bana kavalyelik yaparsa gidebiliyordum). Kardeşim ‘’ tamam bakarız’’ dedi.  Arefe günüydü. Odamda istirahat halindeyim. Kapı zili çaldı. Eşim kapıyı açtı. Duyabildiğim ‘’Ooooo buyurun buyurun hoşgeldiniz’’ sesleri arasında kapım açıldı. İçeri Vasfiye teyze, oğlu, kızı girdiler. Ben yerimden fırlayarak ellerinden dakikalarca öpüp sımsıkı sarıldım. Bir iki saat oturdular. Sohbet ettik, dertleştik. Tabi ben hem şok hemde çok mutluyum. Konu nasıl geldilerine geldi . Oğlu olan benim kardeşim sayılan İbrahim TÜRKEL anlattı. O sabah Vasfiye teyzem oğluna ‘’ beni bir ilhami’ye götür ‘’ demiş. Oda ‘’ tamam hem bende görmüş ziyaret etmiş olurum’’ demiş ve gelmişler. Ben bu durumu da telapatik iletişim, çok isteme ve arzulamanın tezahürü olarak değerlendirmiştim.

Telapatik iletişimin sevgililer arasında da rahat kurulabildiği bilinmekte olup bu yeteneğini tam kullanabilenlerin üst levellere taşıdıkları ve farklı şekilde kullandıkları da kayıtlara geçtiği bilinmektedir. Mesela beyin gücünü telapati yöntemiyle bazı objelere hükmedebildikleri vb.

Sonuç olarak etrafımızda bu özellikleri üzerinde taşıyan özel insanlar olduğunu kabul etmeliyiz. Eskidende vardı. Varmış. Şimdide var. Belki ilerleyen zamanlarda yeteneklerimizi daha iyi kullanmayı kontrol edebilmeyi öğreneceğimizi düşünüyorum.

SAYGILARIMLA