• 29.10.2021 14:29

İDEALLER HEDEFLER.

1980  li yıllar. Delikanlılık yıllarımız. Olgunlaşmaya çocukluktan sıyrılmaya çalıştığımız kanımızın kaynadığı yıllar. Kalabalık diyebileceğim bir arkadaş portföyüm var. İçinde yaşça benden büyük olanlar olsa da ağırlıklı olarak aynı yaş skalasında bir gurubuz. Mekan olarak şehrin hafızalarından biri olan( maalesef eski hali şimdi yok)Park Gazinosunu buluşma mekanı olarak kullanıyoruz. Özellikle havaların müsait olduğu zamanlarda bahçe kısmında hemen servislerin yapıldığı pencere tezgahının önündeki bir masa adeta bize rezerv edilmiş gibi uzun soluklu sohbetlerimize, muhabbetlerimize ev sahipliği yapıyor o masa. Geç saatlere kadar süren sohbetlerimiz içilen çay vb. alternatif aperatiflerle sürüp gidiyor. O dönemlerde alışık olduğumuz halk arasında ‘’ALMAN ÜSULÜ’’ diye bilinen yöntemle tüm masrafları ortaklaşa karşılıyoruz. Burcumun ikizler olması (lider havalı) muhabbetlerimizde arkadaşlarımın da hoşgörüsü ve tasvipleriyle  konu belirlemede beni kısmen ön plana atıyor. Bir moderatör sorumluluğu üstleniyorum. Her ne kadar irili ufaklı çeşitli işlerle iştigal ediyor olsak da ortak  düşüncemiz :  Zamanın su gibi aktığı konusunda hemfikir olmamız. Artık delikanlı da olduk bir şeyler, farklı bir şeyler, atılımları şimdi yapmıyacaksak ne zaman yapacağız konu başlığı üzerine başlıyoruz beyin fırtınası yapmaya.. bir sürü fikir ortaya çıkıyor. Tartışıyoruz. En iyi neyi yapabiliriz, farklı ne yapabiliriz yapmalıyız hedef sorumuz oluyor. İçimizden birkaç arkadaşı bahse konu üzerine komisyon üyesi seçiyor. Ön araştırmaları onlara havale ediyoruz.

O tarihlerde şu anda günümüzdeki gibi zincir marketler yok. Ailelerin  maaile zaman geçireceği kafetarya, şirin bir lokanta, çocuklar için eğlenebilecekleri bir alan yok. Tüm arkadaşlarımızla bu fikre odaklanıyoruz. Ne yapabiliriz? Nasıl yapabiliriz? Nerde yapabiliriz üzerine ciddi cddi araştırmalara hesaplar yapmaya başlıyoruz. O dönemde şuan üstüne lüks vilların konuşlandığı şehir merkezi dışında konuralp  civarında yetki ve sorumluluğu Orman Bakanlığı bünyesinde olduğunu  ve yasal olarak 40-50 yıllık kiralanabilecek araziler olduğunu öğreniyoruz. Bizzat ekip arkadaşlarımızla giderek lojistik incelemelerimizi de yapıyoruz. Arkadaşlarımızdan birinin İstanbul da büyük şirketlerle bağlantıları var.  Hedefimizde 3-4/5-6 dönümlük alanı yasal yollarla kiralayarak  halka özellikle temizlik ürünleri başta olmak üzere gıda maddelerini daha ucuz sunabileceğimiz bir cep market. Yanında çocukların oyalanabileceği küçük bir eğlence parkı, ve aileleri ağırlayabileceğimiz şirin bir kafe tarzı lokanta.  Fikir bu ve güzel.  Bütün arkadaşlar hemfikiriz. Ancak hedef güzel ve iyi niyetle olsa da sermaye gibi büyük bir sorunumuz var. Tüm alternatifleri akla gelmeyecek derecede zorlasak da sonuç alamıyoruz. Yani hayallerimizi hayata geçiremiyoruz. Dolayısıyla müteşebbis hevesimiz orda son buluyor. Ama yaptığımız o beyin fırtınaları hemen herkese bir fikir aşıladığı için takip eden yıllarda arkadaşlarımızdan bazıları kısmen bazı parçaları hayata geçirip yol haritası belirliyor kendilerine. Temel olarak hedeflerimiz, ideallerimiz tarihin tozlu yapraklarına sadece bir anı hamlesi olarak yer alıyor.  Burada net olarak ortaya çıkan şuydu: he ne kadar iyi niyet, kamu yararı hedeflenmiş olsa da sermaye olmadan bir atılım yapmak nerdeyse imkansız bir atak olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Ben yine de o zaman diliminde böyle ideallere kafa yorduğumuz için mutluyum. En azından denemişiz diyebiliyorum.

MİLLİ PİYANGO

Hatırlayanlarınız mutlaka olacaktır. Yine o yıllarda asıl mesleği PTT mektup dağıtıcılığı olan ama mesai saatleri dışında Milli P İYANGO Seyyar bilet satıcılığı yapan bir aydın ağabey vardı.( şuan hayattamı? Bilmiyorum ki uzun yıllardır kendisiyle ilgili bir haber almadım)

Bu gün düşündüğümde böylesi daha hayırlı olmuş diyeceğim bir anı anlatmaya çalışacağım.

1984 yılının ikinci yarısına girilmiş. Muhtemelen aylardan kasım. Yılbaşı biletleri satışa çıkmış. Arkadaşlarımızla yine oturuyoruz. Ben ortaya ‘’ arkadaşlar varmısınız hep beraber bir seri (100 adet) bilet alıp şansımızı deneyelim’’ diye bir fikir atıyorum . Aramızda istişare yaparak  ‘’ tamam ‘’ alalım fikri kabul görüyor. Çeyrek bilet o gün 250tl. Yani 100*250=25.000.000 tl yapıyor ki tek bir kişinin bu meblağı ödeyerek alması şartlarımıza göre mümkün değil. Ben on arkadaş olduğumuz için teklifimi yapıyorum ‘’ herkes on bilet fiatı ödeyerek yüz bileti alırız’’ diyorum. kabul ediyorlar.

Aydın abi oralarda onu yanımıza davet ederek ‘’ aydın abi  bilet almaya gittiğinde bize bir tam seri 100 adet çeyrek bilet alırmısın ‘’ diyoruz oda ‘’ tamam alırım çocuklar diyor. Birkaç gün sonra Aydın ağabey rezerv masamıza gelerek işte biletleriniz diye bir zarfı bana takdim ediyor. Hiç unutmam zarfı alıp bakıyorum bir demet bilet.  Hemen arkadaşlarla tek tek sayıyoruz evet yüz adet bilet. Daha önce arkadaşlarımdan topladığım para bende olduğundan çıkarıp 25.000.000 lirayı Aydın ağebeye takdim ediyorum. Oda parayı alıp sayıp bize’’ hadi hayırlı olsun çocuklar umarım çıkar’’ temennisini bize iletip gidiyor.

 Şu an düşünüyorum da Milli P İYANGO dahil bu tür şanş oyunlarında o zamanlarda da üçkağıtçılık varmıydı? Niyemi?:  Evet biz o an fark etmemiştik ve yüz bileti almıştık ancak ortada garip bir durum vardı. Atıyorum 243500 le başlayan bir seri 100 bilet alındığında 243600 da bitmeliydi. Daha sonra karşımıza alıp sorduğumuz Aydın ağabeyinde anlam veremediği bilmediği bir durumla karşı karşıya kalmıştık. Yani evet elimizde 100 bilet vardı ki o seri numarasını hala unutmadım 588400 le başlıyordu. Dolayısıyla 588500 le bitmeliydi. Mamafi elimizdeki serinin son bilet numarası 588501 di. Evet 31 aralık geldi çattı o gece çekiliş var. Fikir babası ben olduğumdan 100 bilet bende. Zira arkadaşlarım bana güveniyor ve takip edeceğimi biliyordu. Televizyondan gece takip ediyoruz. Ve biletlerin başlangıç seri numarası diğer arkadaşlarda da var. Arkadaşlarımdan bir tanesiyle de aynı apartmanda kapı komşusuyuz. Çıkan ikramiyelere yönelik yayın başladı. O günün şartlarında küçümsenmeyecek bir meblağ olan  100.000.000. lira isabet eden numara ekranda beliriyor( dediğim gibi o numarayı hiç unutmadım) 588427. Ben biletlere bakmadan bile basıyorum çığlığı ‘’ tamam kazandık’’ ‘’ bu bilet bizde’’ diye. Komşum olan arkadaşımda bize geliyor hemen  bir sevinç yumağı oluşturuyoruz. Ben biletleri çıkarıp  588427  nolu bileti arıyoruz. Yok. Öyle düşündümü günahına giremem arkadaşımla göz göze geliyoruz. Sanki bakışlarında ‘’ bırak  bu işleri İlhami şaka yapıyorsun! Çıkart bileti’’ diye düşündüğünü sanıyorum. Tüm biletleri seriyoruz masaya, sıralıyoruz. Evet 588427 nolu bilet gerçekten yok. Elimizde 100 bilet var. Ama seri 588500 de bitmesi gerekirken 588501 de bitmiş yani arada o ikramiye kazanan bilet YOK. Sanki o numaraya ikramiye çıkacağını bilen biri özellikle 588427 nolu bileti aradan çekip almış gibi bir durum sözkonusu. Sabah arkadaşlarla da bir araya gelip durum değerlendirmesi yapıyoruz. Ama sonuç değişmiyor. Dediğim gibi Aydın ağabey’e ulaşıp bu nasıl olabilire cevap arıyoruz ki ordan da bir sonuç çıkmıyor. Yani bu tür seri arası bazı numaraların olmadığını beyan ediyor. Evet sonrasında bizde öğreniyoruz satışa sunulan biletlerde böyle karmaşalar olabiliyormuş. Yani hayallerimiz bir anda yıkılıyor. Kabulleniyoruz gerçeği. Sıfır elde var sıfır ruh halindeyiz.

Bu anımı niye yazdım: Bence emek sarf edilmeden kazanılan paranın bize yaramayacağını bilen yaradanamız bize bu parayı nasip etmemişti.

Artık bilet almıyorum. Hatta uzun bir süre önce şans oyunlarıyla ilgili bahsi kapattım diyebilirim.

Ancak  İstanbul’da çalıştığım yıllarda (89-90 arası) Nimet abla diye anılan bayiden bir bilet almıştım. O günün şartlarında mevsim kışa giriyordu. Unutmam Yeni Karamürsel mağazasından takım elbise, palto, kışlık bir ayakkabı alacak kadar bir ikramiye kazanmıştım.

Aklıma geldi yazdım diyeceğim bir yazı oldu.

SAYGILARIMLA