• 20.11.2021 13:06
  • (4)

 TAKVA

İlmi manevi bir terimdir. Kulun yaradanının ALLAH (C.C.) azametinden korkarak, rahmetini ümit ederek Rabbine kulluk görevlerini yerine getirmesi, emirlerini tutup yasakladıklarından kaçınması anlamına gelen ruhani bir haldir. Bana göre adeta bir teslimiyet  şekli de diyebilirim. Yani yaradanın bilincinde olmak, saygı şükür içinde olmanın bir şekli olup Arapça kökenli bir kelimedir.

Tekrarlamak da fayda görüyorum bendeniz alim,ulema, hoca, müderris, akademisyen vb. titr’lere sahip biri değilim.sade bir kul İlhami o kadar. Hiç kimsenın inanç ve ibadetlerini sorgulayacak eleştirecek hak ve haddimin olmadığı bilincinde inançlı, inancını da emrolunduğum gibi yaşamaya gayret gösteren, ibadetlerimi yerine getirmeye ( başta namaz olmak üzere) gerçekten dikkat eden Müslüman bir kul İlhami. Zaten dinimizde içerik olarak genelde benim yazılarımda özellikle vurgulamaya çalıştığım İNSAN (beşeri mahluk: yaratılmışların en üstünü) olmanın faziletine işaret eden ki içinde ahlak, adalet, hak,sevgi,saygı,iyilik-yardım gibi ana başlık altında olmamız istenen iyi insan olmak  Takvalı olmanın bir biçimidir.

YIL 1999- DEPREM SIKINTILI GÜNLER- ACILAR ve MUCİZE

Kendi kendimize organize olmuş bir gurup arkadaşla o yıkıcı deprem günlerinde insanlarımızın başta gıda olmak üzere giyim kuşam dahil bir sürü ihtiyacına yardımcı olabilmek adına amatör ruh ama profesyonel sorumluluk bilinciyle nerdeyse 24 saat aktif görev yaptığımız günler. Nerdeyse her şeyin harap olduğu, birçok alet edevatın kullanılamaz durumda olduğu bizlerin kendi imkanlarımız ve kendimize ait elimizdeki araç gereçlerle hizmet götürmeye çalıştığımız bir süreç(ki o günlerde kardeşimin minibüsüne adeta el koyduğum onunla iş görmeye çalıştığım süreç). İkamet ettiğim evimin ağır hasar alması nedeniyle Aziziye mahallesinde rahmetli kayınpederim Hacı Hicabi BEDİR’in evinde uzun bir süre ikamet ettiğim  sürekli koşuştururken bazen iki üç gün hiç eve uğrayamadığım zaman dilimi. Ama mağdur insanlar için bir şeyler yapmanın, yardım edebilmenin, ihtiyaçlarına bir nebze olsa da cevap verebilmenin huzuru içinde koşuşturmalı günler. Bir gurup arkadaş dediğim  çalıştığımız  kamu kurumu aynı servis çalışanları arkadaşlardık. Ve aynı bilinç ve sorumlulukla başka servis elemanları da koşuşturma içindeydi.

MUCİZE

Gelelim mucize kısmına. Herkes farklı bölgelerde yaraya merhem olmak için koşuşturuyor. Bende kardeşimin minibüsünün direksiyonunda içi öyle böyle tedarik edebildiğimiz malzeme dolu ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak için şehrin uç bir kesiminde(yanlış hatırlamıyorsam.  Öztürkler mevkiindeyim).Farklı servis arkadaşları demiştim ya, aynı kurumda olmamızdan dolayı birbirimizi tanıyor, birbirimize destek oluyor istişare ediyor. Görev bölümü yapıyoruz. Koordinasyon içindeyiz. Neyse cep telefonum çaldı. Açtım. Fen işleri bölümünde olup benim ikamet ettiğim Aziziyede o an çalışmakta olan sevgili arkadaşım Bahattin DOĞAN arayan. Beni ailecek tanıyan bir arkadaşım ve orda ikamet ettiğimi de biliyor.’’ Abi kızın Aslı’ya araba çarptı. Biz hastaneye götürüyoruz ‘’ dedi. Aslı beş altı yaşlarında tek evladım. Bir an telaşlanıyor hemen toparlayıp direksiyonu hastane istikametine çevirerek hızla ilerlemeye başlıyorum. Tabi kafamda film şeridi geçiyor. Aslı doğumu, beraber geçirdiğimiz anlar akıyor film şeridi gibi beynimden. Takdir edersiniz ki kelimelerle anlatılmayan bir korku ve endişe de kaplamış bütün benliğimi. Hızla hastane istikametine doğru ilerliyorum. Kafamda milyonlarca soru. Çok enterasandır ki başlıyorum kendime sesli bir şekilde sorular sormaya: ‘’ E İlhami hastaneye doğru gidiyorsun. Ya Aslının bir kolu kopmuşsa ne yaparsın?’’ ve kendi kendime yine sesli bir şekilde cevaplıyorum ‘’ Ne yapabilirsinki İlhami? ALLAH(C.C.) verdi ALLAH (C.C.) aldı diyeceksin’’ diye kendi soruma cevap veriyorum. Bu durum hastaneye gidene kadar farklı uzuvları dillendirerek aynı cevap yörüngesinde devam ediyor. Artık hastaneye son beşyüz metre kalmış. Hem ağlıyor hem titriyor ve yine sesli bir şekilde ‘’ İlhami içeri girdiğinde kızını vefat etmiş olarak bulabilirsin !  O  zaman ne yaparsın ?’’ sorusuna yine aynı inanç ve teslimiyet içinde üstte verdiğim cevabı veriyorum. Acil servisten içeri giriyorum. Ön muayenesi yapılmış film (röntgen) çekilmeye götürülen kızımla karşılaşıyorum. Onun ‘’ baba’’ sesiyle elimde olmayan fiziki bir boşalma yaşıyorum dizlerimin bağı çözülüyor dizlerimin üzerine yığılıyorum. Aslı yanıma gelip bana sarılıyor. Birbirimize kenetleniyoruz. Dakikalarca öpüp kokluyorum. Ve ağzımda kalbimde sürekli ‘’ hamdüsenalar şükürler olsun Rabbim bana çocuğumu bağışladın’’ sözleri dökülüyor. Neyse röntgende çekiliyor. Kırık çıkık yok. Ama bir trafik kazası olması ve sonradan öğrendiğimize göre kızımın bahçe kapısından aniden yola koşarak çıkması sonucu X aracın duramayarak kızımı ön tampon denilen kısımdan önüne alarak bir miktar sürüklemesi sonucunda sürtünmeye bağlı elbisesin yırtıldığı, yine sürtünmeye bağlı vücudunda yaralar oluştuğunu görebiliyordum.O yara diye dediğim çizikler yüzünün bazı kesimlerinde de vardı. Görebiliyordum. O an içimden ‘’ bu çizikler kabuk bağlarsa iz bırakır. Kız çocuğu bu. Hiç hoş olmaz’’ diye düşünmüştüm. Takdir edersiniz ki elimize bir toplu iğne bile batsa sızan kan bir süre sonra kabuk bağlar ve ister istemez ufak da olsa bir iz bırakır.

Bakara suresinin ilk beş ayeti (elif-lam-mim’ le başlayan kısım) bu yazımla ilgili adeta bir ölçü diyebilirim. İsteyen mealine bakarak ne demek istediğimi daha da iyi anlayacaktır diye düşünüyorum.

FİNAL MUCİZE

Muayene ve filmlerde ciddi bir sıkıntı olmadığı görüldüğü için tentürdiyot la yara kısımları temizlenip merhem sürülüp sarılıp taburcu edildik. ANNESİ (EŞİM) le eve geldik. Hiçbirşey olmaması beni anlatamıyacağım kadar huzurlu ve mutlu etmesine rağmen  o çiziklerin izi kalırsa endişesini de aklımdan çıkaramıyorum. Eve girdik. Bir durum değerlendirmesi yaptık. Hemen karşı komşularımız olan eşimin amca hanımları rahmetli Müfide BEDİR, ömrü uzun ve sağlıklı olsun Feriha BEDİR  ve rahmetli kayınvalidem Kadriye BEDİR hanıfendilerin ‘’ sakin olun bakalım Aslı iyi olacak merak etmeyin’’ diye adeta emirvaki telkinleri devamında hani toplumda genelde kocakarı ilaçları diye adlandırılan bir yöntemi uygulamaya başladılar. Önce ıslak sıcağa yakın bir bezle Aslıyı güzelce silip temizleyip sonra onlarında annelerinden ninelerinden öğrendiğini varsaydığım yanlış hatırlamıyorsam yumurta akı ve petekli bal karışımı ile bir merhem oluşturup çizik olan yerlere sürüp bandajladıklarını takip ettik. Dokuz on gün böyle kalacak sonra iz falan kalmayacak diyerek Aslıyı giydirip istirahate alıp yatırdılar. Hastahaneden de olabilecek kas ağrıları ve ağrı için bazı haplar yazılmıştı. Aslı onlarıda yutup uyudu. Aslının normal fiili durumunda her hangi bir terslik yoktu. Yine enerji dolu sevimli bir şekilde günler geçiyordu. Bu arada bahsettiğim merhem uygulaması birkaç kez daha yenilenmişti. Günler günleri kovaladı. On gün doldu. Hep birlikte sargıları açarak durumu gözleyecektik. Tabi ben yine acaba iz kaldımı merakıyla sargıların açılmasını takip ediyorum. Ve mucize gerçekleşiyor. Üstte bahsettiğim elimizi bir yere çizdirsek kabuk bağlar iz bırakır söylemimi gözünüzün önüne getirerek düşünün. Sargılar çözüldü. MUCİZE gerçekleşmişti. Aslının vücudu kelimelerle ifade edilemeyecek şekilde hiçbir iz kalmaksızın iyileşmişti.

Ben bu durumu ALLAH(C.C.)IN Kaf suresinde bizlere bildirdiği ‘’ O ALLAH(C.C.)Kİ İNSANA ŞAH DAMARINDAN DAHA YAKIN, KALPLERDEKİNİ ve DÜŞÜNCELERDEKİNİ BİLENDİR’’ ayetlerinin  üsttede bahsettiğim bakara ilk beş ayetinin birbirine bağının tecellisi diye düşündüm. Yani ALLAH(C.C.) beni kendi dilimle imtihan etmişti. Ve her şeyi apaçık bildiği için zannımca imtihandan başarılı   çıkmıştım.  ALLAH(C.C.) DA benim teslimiyetimden hoşnut olmuş beni kızımı bana sağ salim karşıma çıkararak ödüllendirmişti diye düşünüyorum. Bunu da TAKVA olarak değerlendiriyorum.

Değerli okurlarım biraz uzun kaçtığının farkındayım ama detay ayrıntılarından bahsetmesem olmaz bir makaleydi. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

DİP NOT:

Değerli okurlarım bu makalemin içeriği   bizzat yaşadığım bir olayı  inandığım dinimin, anlamını bildiğim ayetlerin  kendimce mana yükleyerek ortaya çıkmış olduğunu özellikle belirtiyorum. Ancak daha sonra durum değerlendirmesi yaptığım bu olayı anlattığım bazı hoca arkadaşlarım da benimle aynı paralel de yorumlamıştı. Altını özellikle çizerek belirtmeliyim ki bu durumu ele alış  şeklim, manalandırmam asla ve asla  beni sizlerden farklı,  üstün bir mümin yapmadığını söylemekte yarar görüyorum. Ben başta da dediğim gibi inanan, inandığı gibi de yaşamaya gayret eden miskin bir kul İlhami o kadar. Arz ederim.