• 6.12.2021 13:24
  • (1)

DETAYLAR

İnsan hakları evrensel bildirgesi 1948 yılında Birleşmiş milletler  genel kurulunda 30 ana maddeden oluşan haliyle ilk planda 46 ülkenin imzasıyla kabul edilmiş, Türkiyenin de 1949 da imzaladığı bildirge bizim ülkemiz gibi sonradan imza koyanların çoğalmasıyla tüm Dünyada kabul gören evrensel bir bildirge olarak anılmaktadır. Geleyim can alıcı soruya: peki ülkeler bu bildirgeye uyuyorlarmı?. Muhtemelen sizlerin de kamuoyunu dünyayı takip ettiğinizi düşünüyorum ki maalesef yazılı metne dökülmüş bu maddelere uymuyorlar. Gerekçe olarak kendilerince bir sürü sebep öne sürerek topu ortada dolaştırıp duruyorlar. Ve tabi bu uymama toplumlarda, kamuoyunda kabul gören bir tarz ve uygulama olmuyor. Tepkilere neden oluyor. Birçok mağduriyetlerin yaşandığı da ayrı bir gerçek olarak gözlerimizin önünde cereyan ediyor. Çoğu zaman insanların hafızasında olumsuz bir hal aldığı için de beraberinde oluşan kin, nefret intikam duyguları ortaya çıkarak telafisi zor olayların yaşanmasına vesile olduğu görülebiliyor.

OKUDUNUZ MU?

Evet bildirgeyi okuma bir göz atma imkanınız oldu mu? Bilmiyorum ama isteyenler internet üzerinden bu 30 maddeye göz atabilirler ki ben göz atmalarını da tavsiye ediyorum. Şahsen ben okuyup incelediğimde ilk 7 madde oldukça etkili anlaşılır diye düşünüyorum ki 19-21/22-26/27-28. Maddeleri siyasi ve sosyal, ekonomik ve kültürel hakların net bir şekilde özetlendiği anlaşılır olduğunu söyleyebilirim.

VEDALAR, TEMENNİLER

Belki bir kısmımızın pek tercih etmediği ancak toplumun büyük bir kesimi tarafından (bende dahil) bir avuntu olarak gördüğümüz davranış şekillerinden biridir. Hani uzun bir yolculuğa çıkarken tekrar bir an önce kavuşma temennilerinin olduğu vedalar, ya da dönüşte özlemin dindirilmesi adına sımsıkı sarılışmalar  koklaşılmalar.  Manevi tatmin arayışlarımız. Manevi demişken inandığımız dinimiz de bu anlamda ayet ve hadisler le sabit olduğunu bildiğimiz   insan haklarına atıfta bulunmuş, eşitliğe vurgu yapmıştır.

TOPRAK ALDIĞINI GERİ VERMİYOR!

Başta Anne Babalarımız olmak üzere Nine ,  Dedelerimiz,  aile fertlerimiz, akrabalarımız, arkadaşlarımız, dostlarımız, komşularımızla ne kadar ilgilenebiliyoruz? Bir özeleştiri yapalım bakalım. Gereği kadar bu sorumluluğumuzun bilincinde davranabiliyormuyuz?  Benim gözlemleyebildiğim kadarıyla net olarak HAYIR diyebilirim. Maalesef Hayır. Kendimizi Dünya işlerine o kadar kaptırmış durumdayız ki burnumuzun dibindeki tabloyu göremiyoruz çoğu zaman. Genelde ‘’ Kör öldü badem gözlü oldu’’ tavrı içinde bir hal sergiliyoruz. Böyle olmamalı. Şahsen benim düşüncem değerlerimize zamanında sahip çıkılmalı ilgilenmeli yönünde. Aslolan değerlerimizi yitirdikten sonra mezarına su dökmek, ağıtlar yakmak değil. Yaşarken gereken saygıyı ilgiyi gösterebilmektir.

İNSAN?

Bana göre insan merhamet, vicdan, insaf, sevgi ve saygısıyla kendini gösterebilen yaratılmışların en üstünü varlıktır.( manevi olarak da zaten ‘’ Beşer-i mahluk’’ diye tanımlanmaktadır.)

ENGELLİLER- YAŞLILAR-İHTİYAÇ SAHİPLERİ

İçinde bulunduğumuz ay itibarıyla engelliler farkındalık ayı olarak kabul görmüş, bazı protokol çerçevesinde hediye, söyleşi, yemek organizasyonları vb. faaliyetlerle bir nevi kutlama seramonisine dönüştüğünü üzülerek takip ettiğimi söylemeliyim. Olması yapılması gereken asla bu değil. Üstte de belirtmeye çalıştığım   İnsan olma bilinci ve sorumluluğunda davranabilmek. Onları rencide etmeden, kırmadan yardımcı olmak, ihtiyaçlarını karşılayabilmektir. Ve bütün bunları kesinlikle sevgi içerisinde sunmaktır. Unutmamamız gereken bir şey var ki hiç birimizin yarınla ilgili ne olacağımıza dair bir garantimiz yok.  Zaten engelli olmak kişinin kendi tercihi asla olmamıştır. Bazı sebeplerle bu duruma gelmiştir. Gözlemleyebildiğim kadarıyla da en büyük sıkıntıları anlışılıyor olamamalarıdır. Konumları itibarıyla genelde  çok fazla istek de bulunmayan, bu anlamda çekingen bir tavır içinde oldukları tamamen kendisini kendisiyle ilgilenenin insaf vicdan merhametine bıraktığı insanlarımızdır onlar. Kaldı ki bu insanlar hayatı bir zamanlar normal standartlarda yaşamış hemen her şeyin farkında olan bireylerimizdir. Dolayısıyla sunulan hizmet veya yardımın kendilerine lütuf gibi sunulmasından çok haz etmediğine eminim. Ne demek istediğimi anladığınızı düşünüyorum. Bu anlamda hepinizi bu tespitlerim doğrultusunda hassasiyete davet ediyorum.