• 10.12.2021 14:00

MAKAM-I MUALLA

Belki şu ana kadar önünüze çıkmamış bir cümle!  Doğru .  Çok kullanılan bir titr değil. Bu haftaki yazımı kafamda tasarlamıştım ama yazımı ilginç hale getirecek, merak uyandıracak bir başlık atmalıyım diye günlerdir onlarca kitap okudum. Yüzlerce internet bilgilerinden faydalanmaya çalıştım. Onlarca sözlük didikledim. Ve bu başlıkta karar kıldım.

Öncelikle belirtmeliyim ki ben bir edebiyatçı, TDK çalışanı ya da dil üzerinde bir otorite falan değilim. Hani bazen bir konuyu anlatırken ya da bir kişinin tarif tanımını yaparken ‘’NE KADAR NURANİ YÜZLÜ’’ vb. yakıştırmalarda bulunuruz ya bu başlık da öyle bir yakıştırma diyebilirsiniz. Detay ve içeriği hakkında yazının tamamını okuduğunuzda bir fikir sahibi olacağınıza eminim ki ben özellikle bir tanımlama yapmamayı düşünüyorum. İsteyen internet üzerinden derinlemesine öğrenebilir diyerek tercihi size bırakıyorum.

Benim genellikle kullandığım bir yöntem olan bu tür yakıştırmalarım oldukça çoktur. Mesela hatırlayanlar olabilir Muhtarlar günü kutlamalarında onlara ithafen yayınladığım kutlama mesajımda Belediye Başkanları için kullanılan ‘’ Şehrül Emin’’ söyleminden esinlenerek muhtarlarımıza ‘’ mahalleül emin’’ ‘’ köyül emin’’ yakıştırmasında bulunmuş mesajlarımı bu titr’i kullanarak yollamıştım. Bana göre de iyi yapmıştım. Zira hatırladığım kadarıyla muhtarlarımız tarafından da kabul görmüş mutlu olmuşlardı.  Evet yukarıdaki başlıkta benim bakış açımla aynı kategoride bulunan kafamdakini en iyi yansıtan başlık olduğunu düşünüyorum. Bu güne kadar çok kullanılmamış hatta hiç kullanılmamış bu titr belki bundan sonra uygun görülen, hak eden kişiler  için kullanılabilir ki bu anlamda benim bu yakıştırmam literatürümüze bu yazımla girer mi bilmem!  Kimbilir?  Tabiki de kullanıldığını düşünüyorum ki benim için bir onur olur.

AFFETMEK-ÖZÜR DİLEMEK- TARZ

 Konuma odaklanayım. Şaka maka 61 yaşında bir insanım. 61 yıl kısa sayılmayacak bir zaman dilimi. Bu zaman diliminde farklı platformlarda herkes gibi mağduriyetlere bende uğradım. Herkesin kendince bir tarzı var muhakkak. Benimde var tabi ki.

Hayat zaman ve mekan olarak bir çok iniş çıkışların yaşanabildiği bazı değerlerin altın tepsiyle sunulmadığı, herkesin kendi duruşuyla safını belli ettiği bir alan olduğunu düşünelim. Eleştirecek her hangi bir gerekçeye takılmadan herkesin tarzının farklı olduğu da bir gerçektir. Yani bir nevi karakter yapısı denilebilir. Karakter yapısının oluşmasında ki oda tarzını belirler insanın, birçok faktör rol oynar. Ahlak, Edep, Adalet, Hoşgörü, Empati, İnanç önemlilerinden ilk sıradalar düşüncesindeyim. En azından benim için bu sıraladığım değerler olmazsa olmazlarımdandır.

Hayat felsefemi genellikle negatiflikten uzak, Karakterimi ve sergilememi de  Ahlak, Edep, Adalet,Hoşgörü ve kutsal kitabımız Kuran-ı kerimi kendime rehber edinerek elimden geldiğinin fazlasını zorlayarak bu ölçülerde inşa etmeye çalıştım. Aynı kararlılıkta da devam ediyorum. Ha başarılı oldum mu ?  Elbette tartışılabilir ama ben yinede doğru olduğu inancındayım. Ben buyum.

Yazılarımın genellikle İNSAN odaklı  olmasına, kısa ve öz mesajlar içermesine önem veriyorum. Bu bağlamda düşünüldüğünde daha önce de bir nebze değinmeye çalıştığım ERDEM’lilik üzerine devam etmek istiyorum ki baştaki kullandığım başlık bu manada önemli bir yer teşkil ediyor.

Toplum olarak   bazı konularda kastığımızı hepimiz biliyoruz sanırım. Daha önce yazdığım bir makalemde ‘’ özür dileme’’ konusunu işlemiştim. Hatırlarsınız.  Orada rahmetli duayen Yıldız KENTER Hanımefendinin ‘’Benim için o cümlenin kurulması, söylenmesi değil de hatasının telafisi için yaptıkları, yapma telaşını görmek daha önemli’’ tavrını açmış işlemiştim. Elbette sözcükler önemlidir. Ancak  davranışlar la bu durumu telafi etme çabası da o kadar önemlidir. Şahsen ben ikisini de görmek isterim ve kendim de yapmaya gayret ederim.

İKİNCİ BİR ŞANS

İnsanoğlu beşerdir. Hata yapma ihtimali vardır. Ki düşündüğünüzde bilerek bilmeyerek bu hatalarla karşılaştığımız  yüzleştiğimiz de bir o kadar gerçektir. Bu bağlamda baktığımızda ben herkesin istisnalar hariç  ikinci bir şansı olduğuna inananlardanım.

Charles BUROWSKİ adlı felsefeci şöyle bir söylemin altına imza atmış ki bana göre olayın özeti diyebilirim.’’Hatalarını telafi etmeye çalışan birine geçmişteki hatalarını hatırlatmayın. Zira bu tavır yerden kalkmaya çalışan birini tekmelemekten farklı bir şey değildir ‘’ demiş ki bence de çok doğru demiş.

Evet!   İşte   kullandığım başlıkta ki o titr tam burada devreye giriyor.  V e yine dediğim gibi bu titr sadece benim yazımdaki örneğe ithaf edilemeyecek kadar önemli bir söylem. Yani siz okuyucularım içindeki inceliği fark ettiğinizi düşünüyorum ki temel olarak İNSAN, İYİ İNSAN, AHLAKLI-HOŞGÖRÜLÜ İNSAN, ÇALIŞKAN-ÜRETKEN İNSAN ve sizin layık gördüğünüz mahallenizden bir komşu bu titr’e layık görülebilir.

Dediğim gibi ben davranışlarımı yukarıda bahsettiğim temeller üzerine kurmuş bir insanım. Bu durumumda inançlarımın ciddi bir yer tuttuğunu, ölçü kabul ettiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. İnançlarımı(islamı), teslimiyetimi emrolunduğum gibi yaşamaya özen göstermeye fazlasıyla gayret ediyorum. Bu bağlamda sevgili peygamberimiz hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) bir hadisi şerifinde ‘’ Sizler affedin ki ALLAHÜ TEALA (C.C.) da sizi affetsin, şerefinizi yükseltsin ‘’buyurmuştur. Benim için bu manada ölçüm budur. Yine başka bir hadisi şerif ‘’ ALLAH (C.C.) MERHAMETİ OLMAYANA MERHAMET ETMEZ, AFFETMEYENİ AFFETMEZ’’ buyurduğu rivayet edilmiştir. Hatta haklıyken affedebilen için o kadar güzel şeyler söylenmiştir ki benim başlık olarak kullandığım ‘’ Makamı mualla’’ solda sıfır kalır diyebilirim.

Üstte de kısmen tarif etmeye çalıştığım gibi karakter olarak intikam alma gibi hırs ve hezeyanlar taşımayan bir yapım var. Genelde benzer durumlarda bırak intikam peşinde koşmayı kesinlikle affetme şıkkını tercih eder ve çoğu kez ilk adımı bile ben atarım. Yaşam standartlarımın içinde negatifliğe yer yoktur. Ayrıca affetmeye meyilli olmayanlar hem durumu düzeltme anlamında köstek oldukları gibi hem de içlerinde taşıdıkları ki çoğu zaman intikam hırsına dönüşebilen duygularla bütünleşerek psikolojik çöküntüler, üzüntüler neticesinde sağlıklarını da sıkıntıya soktukları bilinmektedir. Bildiğinizi düşündüğüm bir ayrıntıyı tekrar etmekte fayda görüyorum. İlmi ve bilimsel olarak da kabul gören Üzüntü, keder vb benzeri negatif duyguların vücudumuza önce psikolojik etkilerden başlayarak iç hastalıklarına direkt etki ettiği(en öne çıkanlar kalp rahatsızlıkları, böbrek rahatsızlıkları)bilinmektedir.

O Zaman bizler içimizde ki  büyüttüğümüz iki köpekten iyi huylu olanı daha çok besleyelim. Arınalım. Radikal bir takım kararlar alarak kendimizi yenileyelim. Birileri ‘’ aferin- helal olsun vb’’ desin diye değil. Kendimiz için. AFFEDELİM, AFFEDİLMEK İSTEYENE FIRSAT VERELİM. İNSAN OLALIM. İNSAN GİBİ YAŞAYALIM.

NOT:

Beni az çok tanıyanlar bilir. Geceleri yatmadan önce Rabbim le yüz yüze sohbet eder dertleşir dua eder isteklerimi ona arz ederim. Bu ritüel beni ziyadesiyle mutlu eder adeta kendimi şarj olmuş gibi hissederim ki bitiminde hiç aksatmaksızın benim kendilerin de hakkım olanlara da hakkımı meccanen helal ettiğimi ifade ederek ritüelimi bitirir öyle yatar uyurum. Bu bağlamda yüzsüzlük kabul etmezseniz ben de kendimi ‘’makam-ı  mual la’’ titr’ine yakın ve uygun bulduğumu söyleyebilirim.