• 24.12.2021 21:28
  • (1)

GÜVEN-YALNIZLIK HİSSİ

Geçen hafta içinde gözlemlerine ve değerlendirmelerine önem verdiğim çok sevdiğim bir  arkadaşım la  başlık attığım konu üzerinde istişare yaptık. Adeta masaya yatırıp derinlemesine inceledik. Eksiklikleri belirledik. Önemli olduğu ve duyarlılık gerektiği için bu konuyu yazma kararı aldım.

Hep ifade etmeye çalıştığım gibi toplum olarak maalesef ciddi konularda yeteri kadar duyarlı ilgili değiliz.  Oysa kesinlikle gereklilik’ tir.  İddiasındayım. Değerlerimize sahip çıkmamız gerektiği zamanlarda sahip çıkmıyor, olması gerektiği gibi ilgilenmiyor bundan kaçınıyoruz gibi bir durum var ortada. Tabi bu tespitim geneli asla kapsamadığı da muhakkaktır. Ve tabi geneli kapsamasa da hedef kitlem o diğer kısım diyebilirim.  Yapabileceklerimiz   konusunda ya yapmıyor ya da yapmakta gecikiyoruz. Sonuç itibarıyla da değerlerimizi kaybettikten sonra başlıkta zikrettiğim ‘’ Kör öldü badem gözlü oldu’’  moduna    girerek feryat figanlar ağıtlar methiyeler düzmeye çalışıyoruz.  Nedense    değerlerimize  yaşarken sahip çıkamıyor, çıkmıyor, yanında olmuyoruz!  Oysa ilmen bile   olması  gereken o yapmadığımız  kısımlar olarak belirlenmiştir.

Herkesin bildiğini düşündüğüm bir kıssa anlatayım GÜVEN’e dair. Bir aile piknik yapmak üzere bir mesire alanına giderler. Dağ kenarında kıyıda dere akan bir yerdir. Baba evladıyla hafif uçurumsu kıyıda  yürüyüşe çıkar. El ele yürümelerine rağmen baba evladına ‘’ elimi sıkı tut ayağın kayıp suya düşebilirsin’’ demesiyle çocuk o muhteşem cevabı verir ‘’ baba tutuyorum evet ama sen benim elimi daha sıkı tut. Belki ben panikle elini bırakabilirim ama ne olursa olsun sen benim elimi bırakmazsın biliyorum’’ diyerek babasına ne kadar güvendiğini ifade etmiştir. Bu kıssa her okuduğumda beni etkilemiştir. Değerli önemli bir ifadedir.

 

Kaldı ki  hepimizin bilinçaltında benzer değerlerimiz vardır. Genellikle Baba bu sıralamada ilk önceliği alır ve amca, kardeş, dayı, arkadaş komşu vb. sıralamayla uzar gider bu sinsile.   Hani başımız sıkışsa bir işi çözemezsek iç sesimiz bize ‘’ babam halleder’’ veya o sıraladığım isimler geçer aklımızdan değil mi? İşte bu görünmeyen güvendir. Kendimizi o pelerinin altına girmiş hisseder rahatlarız. Ki çoğu kez de çözüm bu şekilde gerçekleştiği de inkar edilemez bir gerçektir. Değilmi?

Burada dikkat çekmek istediğim husus insanlara sevdiklerinize güven verin ve size güvenenlerin güvenini boşa çıkarmayın.

YALNIZLIK- KENDİNİ YALNIZ HİSSETMEK!

Durumu bilinen kısa bilgiyle örneklemeye çalışayım. Bir tarihte yurtdışında bir sinema da gösterimdeki seyircilerin bilet alarak girdikleri salonda film öncesinde farkındalığa dikkat çekmek adına ödül almış 5 dakikalık kısa bir film perdeye yansıtılmış. Kadraj bir odanın duvarlarını tek tek göstererek tavana odaklandığı bir beş dakika. Daha 3. Dakikasında seyircilerin ‘’öff’’ ‘’puf’’ larıyla memnuniyetsizliklerini duyurmaya çalıştıkları bir tahammülsüzlük halleri.  Farkındalık yaratmak için di demiştim ya zaten amaç buymuş o 5 dakikalık filmin perdeye aksettirilmesi. Tahmin edilen negatif tepki ve uğultu eşliğinde perdede spot bir söz dizilimi akmaya başlamış. Şöyle yazıyormuş : ‘’ Sayın seyirciler sağlıklı ve rahat bir ortamda izlediğiniz şu 5 dakikalık görüntüye tahammül edemediniz. Oysa bir düşünün bakalım sağlığını yitirmiş, yatağa  mahkum olmuş, gözünün görebildiği nerdeyse birkaç duvar ve çoğunlukla tavan olan kaç kişi var etrafımızda? Sizler 5 dakikasına bile tahammül edemediğiniz bu durum onların kendi istekleriyle seçmedikleri bir yaşam biçimi olduğunu düşünün bakalım’’ diye bittiğinde salonda aniden bir sessizlik oluşmuş seyircilerin utanarak çekinerek başlarını öne eğdikleri birbiriyle göz temasından kaçındığı gözlenerek kayıt altına alınmıştır. Ne demek istediğimi anladığınızı düşünüyorum. Yalnızlık duygusunu hissetmek çok zor bir durumdur dostlarım. Bunu yaşayan ve test etmiş biri olarak net söyleyebilirim. Hatta çok anlamlı bulduğum bir söylem var ‘’ Yalnızlık zannetmeyin ki kimsesiz olmaktır. Asıl yalnızlık kimsen varken yalnız kimsesiz kalmak öyle hissetmektir.’’   Çünkü    bazen  arada sadece bir duvar olmasına rağmen insan kendini yalnız hissedebiliyor. Ve aralarında onlarca mesafeler varken de (bir telefondaki sesle vb.) tam tersi bir duygu hissettirebilir. Toparlayacak olursam tarif etmeye çalıştığım (hasta, yaşlı, yardıma ilgiye muhtaç) insanlar bunu dillendirerek talep etmezler çoğunlukta. Ama beklerler, isterler. Hadi o zaman bir özeleştiri yapın bakalım siz bu durumun neresindesiniz?

Geciktirmeyelim dostlarım! Bazı hamleler zamanında yapıldığında anlam ve değer kazanır. İnsan olmamız sorumluluğumuz bunu gerektirir. Ve hiçbir şey de kaybetmeyiz. Biraz hoşgörü biraz duyarlılık biraz hamle yetecektir.

HASTAHANELER

Bilenler bilir, hastaneler insanların şifa bulmak için gittikleri götürüldükleri kamu kurumlarıdır. Çalışanların ellerinden geleni yaptıklarından asla şüphe etmememe rağmen    yine de soğuk, cazip olmayan bir yer konumundadırlar.Şahsen benim bilinçaltıma yer etmiş reddeden bir bakış açım olduğunu da net söyleyebilirim. Hele o yoğun bakım servisi. Yatan hastaların adeta kendilerini terk edilmiş hissettikleri duygunun tavan yaptığı bölüm. Umarım hiç kimse böyle bir durumu yaşamaz. Zor duygulardır. Aslında ‘’ ya gitsek de zaten o bölüme giremeyeceğiz görüşemeyeceğiz. Belki kendisi bile fark etmeyecek ‘ gibi bir duyguya sahibiz çoğunlukla. Ama durum böyle değil dostlar. Gitmek, görevli hemşireyle bile bir haber yollamak mümkün ki bu hasta için anlatılmaz derecede motivasyon ve moral sebebi olduğunu net söyleyebilirim. Temel olarak anlatmak istediğimi aktarabildiğimi ümit ediyorum.

Temenni olarak da lütfen dostlarım mümkünse daha fazla duyarlı olalım, bazı hamleleri geciktirmeyelim. Bize yakışan gibi davranmaya özen gösterelim.

Ve ‘’ Rabbim cümlemizin karşısına bizlere şifa olacak merhametli, insaflı, vicdan sahibi insanlar çıkarsın’’ duygusal temennimle noktalıyorum.