İÇİNDE KENDİNİZDEN DE BİR ŞEYLER BULABİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNDÜĞÜM BABAM ODAKLI TESPİT ANILARDAN

  • 7.04.2022 11:52
  • (1)

ŞEHİR HAYATININ YAŞAMA AİLEYE ETKİLERİ

Bu yüzyıl içinde  karşılaştığımız durumları irdeleyeceğim biraz. Muhtemelen yazıyı okuyunca içinde sizlerden bir parça ( gerek misafir olarak gittiğiniz gerek misafir olarak ağırladığınız vb.) hatıra bulabilirsiniz diye düşünüyorum.

Öksüz olarak büyüyen babam bir üst köyümüzde yaşayan annemi kaçırarak evlenmiş. Ciddi problemler yaşatan bu kaçırma işi daha çok dallanıp budaklanmaması adına babamın yaşamına, ayakta durmasına katkı sağlayacak ,  onu bir nevi korumaya alacak  öz olmayan  babamın ağabey, bizim amca diye bildiğimiz üçüncü dereceden bir akrabamızın  destek vermesi (Düzce merkezde iki odalı da olsa bir ev kiralayarak  içinin döşenmesi, nikah işlemleri vb.) ile şehirde yaşamaya başlarlar. O günün koşulları, refah seviyesi çok iyi olmasa da iki çatal bir kaşık, iki döşek bir yatak misali karınca kararınca bir aile olmuş yani şehirde yaşamaya başlamışlar.

Bugün bile  gerek  hastalık gerek başka sebeplerle eğer büyükşehirlerde bir işimiz varsa ne yapar eder orada bir akraba tanıdık bulmaya çalışmışızdır.

Babamın kız kaçırarak evlenmesi ve yaşamını şehirde geçiriyor olması  bu manada gerek anne tarafımız gerek babamın kendi köyü efradı için adeta bir köprü vazifesi yapmıştır. Bir vesileyle şehre gelen akraba eş dostun sığınağı, dinlenme yeri hatta karnını doyurma yeri, aynı gün işi çözülmediyse gece konaklayacağı   bir yer olmuş evimiz.  Bu durum uzun yıllar devam ettiğini hatırlıyorum. Düşünün bu durum birkaç kişiyle asla sınırlı  değil . İki köyün efradı peyderpey bu dönenceyi tekrarlıyorlardı. Şuan aklıma geldi de bu hareketlilik ister istemez evin oturmuş sakin düzenini altüst ediyordu. Yani kalmalı misafirliklerde ki ben ve kardeşim baya büyümüştük o zamanlar. Misafirleri rahat ettirebilmek için kendi yataklarımızdan fedakarlık yapardık. Çocukluktan olsa gerek ben bu düzen bozulmasından pek haz etmez bazen homurdanırdım. Yine bildiğim kadarıyla öyle ahım şahım bir gelire de   sahip olmayışımız  babamı zora soktuğunu görebiliyor hissedebiliyordum. Ayrıca bu arada annemin hakkını da yememeliyim ki o süreç içinde bahse konu misafirlerimizin kirlenmiş kıyafetleri usulüne uygun temizlenip yıkanması, özellikle büyüklerin pantolonlarının ütülenmesi, ayakkabılarının temizlenmesi yada boyanma işleri de kültürümüzden gelen bir gelenek olarak annem tarafından üstlenilmiş layıkıyla yerine getiriliyordu.

Takdir edersiniz ki insan daima kendi evinde rahat eder huzur bulur. Ama anlattığım durumlardan dolayı   bizim evimiz  üstlendiği bu görevler nedeniyle çok huzurlu olamıyordu. Altını özellikle çizerek belirtmek istiyorum ki rahmetli babam bu süreçler içinde bir kez dahi öf, puf diye asla hayıflanmamış huzursuzluk çıkarmamış, elinden gelenin  fazlasını yapabilme çabası gösteriyordu. Bu babamın genlerinde olan olgunluğun bir parçasıydı adeta.

Bu gün düşündüğümde bahse konu durumlar aslında bir bereket vesilesiydi.

Hadi bir özeleştiri yapalım. Kıyaslayalım mı ?.  Bu günün şartlarında üst üste beş altı gün beklenmedik misafir gelse maalesef belli etmemeye çalışsak da içimizde hafif bir memnuniyetsizlik oluşuveriyor.

Bütününü düşününce eski insanların daha verici, daha ferasetli olduğu tartışılmaz diye düşünüyorum.

Bizlerin de bu olgunluk için de  hoşgörü sahibi olmamız gerekiyor.  İlmi açıdan misafir bereketiyle gelir söylemini unutmamamız gerektiğini, bir birimize elimizden gelenin fazlasıyla yardım etmeye çalışmamız gerektiğini, çocuklarımızı da bu bilinç ve sorumluluk içinde yetiştirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Objektif Gazetesi (www.duzceobjektif.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar