yaşanmış, teyit ettirilmiş anılardan anektodlar.

  • 14.04.2022 17:00
  • (2)

Okuduğunuzda muhtemelen daha önce temel-papa vb. bir sürü uyarlanmış versiyonunu hatırlayacağınız hoş bir anekdotu senaryolaştırarak aktarmaya çalışacağım.

2000 Lİ YILLARIN İLK YARISI

Neredeyse Dünyada eşi benzeri olmayan yıkıcı ifadesi tam tanım olmayan iki büyük depremden sonra net ifadeyle yerle bir olmuş İL  yapılan şehrimizin  tekrar ayağa kalkma süreci.prosedür gereği yeni atanmış ilk valimiz sayın Fikret GÜVEN bey, dönemin belediye başkanı sayın Ruhi KURNAZ bey mesai mefhumu düşünmeksizin adeta dirsek teması  7/24 koşuşturma içindeler. Kurumlar arası ilişkiler de bu iki önder kişi sayesinde en üst seviyede sürmekte. Hatta o dönemlerde görev yapan biri olarak  Belediye de bile servis birim müdürlerinin ikili ilişkilerinin en verimli, koordinasyon içinde, beyin fırtınalarının bolca yapıldığı, birbirine her konuda yardım edildiği bir süreç. Hedef tek .

DÜZCE İÇİN NE YAPABİLİRİZ?

Sorumluluk büyük. Bürokrat diye bilinen birim amir ve müdürlerinin   gerek başkanı, gerek valiyi doğru yönlendirmesi gerekiyor. Sakınca yaratabilir kararlar alınacaksa ikaz ederek uyarmaları gerekiyor. Hatırlayanlarınız olacaktır. İşte bu süreç içinde  özellikle Belediye cephesinde bahse konu durumda başkana yakın çalışan bazı müdür ve amirler ‘’ Başkanın prensleri’’ yakıştırmasıyla anılırdı. Aslında o şartlarda en büyük fedakarlık yapan kişiler de ben şahidim prens diye yaftalanan kişilerdi. Gece gündüz demeden  ellerinden gelenin fazlasını yapma gayret ve çabasını inkar etmek kesinlikle vefasızlık olur.

ANKARA SEYEHATİ

Şehrin yeniden yapılanması, il kimliğine bürünmesi adına hükümetten, bakanlıklardan bazı taleplerde bulunmak, istişarelerde bulunmak adına Ankara’ya gitme kararı alınır. Yani Belediye Başkanı sayın KURNAZ ve Vali sayın GÜVEN  tarihini tam hatırlayamadığım bir sabah yola çıkmak üzere sözleşiyorlar. Bu manada yol yordam konusunda olaylara hakim iki bürokrat müdürü de yanlarında götürecekler. Çünkü o müdürler prosedürü ve kanunları iyi bilen iki bürokrat. Neyse sabah olur ekip belirlenen yerde buluşur. Bahse konu bürokratlar Başkanın prensleri diye adlandırılan dönemin hesap işleri müdürü sayın Vahap DEMİREL VE Gelir Müdürü  sayın Özcan ÇAKMAKÇI dır. Aslında prensleri yakıştırması o günlerde sanki biraz ajite edilmek amaçlı dillendiriliyor olsa da gerçek asla öyle değildir. İki bürokrat müdür de sorumluluk alanlarının farkında, kanun ve yönetmeliklere hakim adeta kurumun lokomotif görevini üstlenmiş donanımlı kişileriydi.

Yanlış hatırlamıyorsam Belediye önünden hareket edilecekti.  Son model olmasa da bir jeep marka aracın yanında buluştular. Normal şartlarda aracın şoförlüğünü Özcan bey yapacakken Ruhi beyin ‘’Aracı ben kullanmak istiyorum’’ söylemiyle direksiyona geçmesi ve Vali beye ‘’ sayın valim sizde öne yanıma gelin (ön sağ koltuk) sohbet ederek gideriz ‘’ teklifiyle Vali beyde öne oturur. Dolayısıyla ellerinde dosyalarıyla iki müdür mecburen arka koltuğa geçerler. Seyehat başlar. Başkanın Vali beyle sohbetin koyuluğu ile  maalesef bir yerde hız sınırını aşarak radara yakalanırlar. Radara girdiklerini anladıklarında artık çok geçtir. Yaklaşık bir kilometre sonra trafik ekipleri aracı sağa çekin talebiyle sağa yanaşılır.

Bundan sonrasını o dönemler tanıştığım görüştüğüm komiser arkadaşımın bana naklettiği şekilde aktarıyorum.

Ekip otosundan ortamı gözlemliyorum. Görevli polis memuru yanıma gelerek  ‘’ Komiserim durdurduğumuz araç radara girdi. Aracı kullanan Düzce Belediye Başkanı Ruhi Kurnaz, yanında oturan Düzce Valisi Fikret GÜVEN BEY   arka koltukta oturan iki kişiyi tanıyamadım ?’’ dediğini aktardı dedi.

Yani demem oki ortaya komik bir durum çıktığı. Soru şu : Direksiyonda belediye başkanı olan  sanki koruması gibi yan tarafında Vali olan arka koltuktakileri tanımadığını ifade eden bir polis memurunun aklından ne gibi sorular geçmiştir acaba diyor yorumu size bırakıyorum.

Ben hoş ve gülümseten bir anı olarak algıladığım bu olayı size anlatmaktan mutlu oldum. Umarım yüzünüzde bir nebze tebessüme sebep olabilmişimdir.

Şahsen ben çalışma hayatımın bir bölümünde bahse konu bürokrat diye tanımladığım sn. ÇAKMAKÇI ve sn. DEMİREL’ le birlikte çalışma imkanı bulmuş ve kendilerinden üst düzeyde bilgiler öğrenmiş, bunu da daha sonrasında bizzat kullanmış faydalanmış biri olarak küçük bir anekdotu daha ekleyerek durumu net anlaşılır hale getirmek istiyorum.

Muhtemelen aynı tarih periyodların da  o günlerde uygulamaya geçecek bir kanun hakkında  dönemin duayenlerinden Sayıştay onursal başkanlarından  Sn. Abdurrahman ACAR beyin vereceği seminere kurum adına gönderilmiştim. Semineri öyle dikkatle dinliyor notlar alıyordumki (daha sonra o dinlemelerimin ve aldığım notların faydalarını  uygulamaya geçirirken görmüştük. Başarılı bir organizasyon ve yapılanmayla kurduğumuz sistemin işlerliği kulaktan kulağa yayılmış, ufak ölçekli bir belediye olmamıza rağmen büyük ölçekli belediyeler bize danışır konuma gelmiştik.) Seminerin bir ayağında yine ayrıntılara dikkat ederek elimi güçlendirmek amacıyla adeta püf noktasını irdeledeğim bir soruyu sormamla beraber sn. Acar bey bana ‘’ soruyu soran arkadaş bir kendini tanıt bakalım ‘’ diye beni ayağa kaldırmış, nerden geldiğimi hangi birimde çalıştığımı vb. sorular sormuştu. Benim verdiğim cevaplara ithafen saçları olmayan kafasını hafif oğuşturarak ‘’ hım. Demek Düzce Belediyesi ha?’’ ‘’ orada hesap işleri müdürü bir arkadaş vardı?’’ demesiyle ben hemen atılarak ‘’ Vahap beyimi kastediyorsunuz’’ diye sorduğumda ‘’ evet evet vahap bey’’ dedi. Bende ‘’ evet halen görevinin başında ve ben onun elemanıyım’’ dediğim de  hafif tebessümle yine kel kafasını oğuşturup gözlerini bana kilitleyerek ‘’ soruların soruluşundan anlamalıydım’’ diye mırıldanmış. Son güne kadar benimle özel ilgilenmişti. Bu ayrıntıdan neden bahsettim. Sn. Acar başmüfettiş olduğu dönemde kurumumuzu denetlemiş ve Vahap beyle  sıkı çalışma içinde olmuşlar . Vahap beyi gözlemlemiş bilgi birikim ve sunumlarını beğenmişmiş. Bunları bizzat kendisi anlatmıştı bana. Ki gerek Çakmakçı gerek Demirel sorumlulukları alandaki mevzuata hakimlerdi. Eğer öyle olmasalar dı: onlarca yıl o görevlerinin başında olamazlardı diye düşünüyorun.

Asılsonuç bana göre şudur: öyle kolay bürokrat olunmuyor. Mevzuatı bilmek, Resmi gazeteleri takip etmek , yapacağın hamleleri zamanında yapma yeteneği ve öngörüsüne sahip olabilmek.

Son cümle olarak da KIYMETLERİ BİLİNDİ Mİ? BENCE HAYIR! Diyorum.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Objektif Gazetesi (www.duzceobjektif.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (2)

  • Erol Tayhan
    Erol Tayhan
    19.04.2022 09:01

    Nefis bir yazı ve örnek alınacak müthiş bir anektot...Ders olarak okutulacak bir hadise..Kurucu Vali Sayın Fikret Güven ve dönemin Belediye Başkanı Ruhi Kurnaz..Valilik bu Belediye Başkanlığı bu...Bu yaşanmış hadiseyi bende köşemde kullanacağım ki kalıcı olsun. Bu tür örneklere ihtiyacımız var.Gönülden teşekkürler.

  • Şaban Beyler
    Şaban Beyler
    14.04.2022 23:30

    Yönetici ve siyasiler gelir/gider. Büroktlarlar işi bilen kalıcı insanlardır. Kurumların omurgasıdırlar.

Resmi İlanlar