• 9.06.2021 22:12

Düzce’ye 1864 Çerkes sürgünü ve 1877–1878 Osmanlı - Rus Savaşı sonrası Kafkasya’dan ve Rumeli’den gelen Çerkes ve Abazaların yanı sıra Batum ve Doğu Karadeniz civarından Gürcüler, Mohdi Lazlar ve Hemşinliler, Kırımdan Tatarlar,  Rumeli’den (Osmanlı İmparatorluğu'nun Güneydoğu Avrupa'daki topraklarının tümü) Bulgaristan Muhacirleri, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar ile Selanik ve çevresinden mübadele göçmenleri (Dramalı, Vardarlı, Kavalalı ve Serezliler) iskân olundular. Daha sonraları Karadeniz’in Rize, Trabzon, Ordu ve Giresun yöresinden gelenler oldu ve bunlara Doğu Anadolu’dan gelenlerde eklendi. Düzce’de göçler sonrası oluşan etnik çeşitlilik nedeniyle tarihçiler Düzce’yi Sefine-i Nuh’a’ yani Nuh’un Gemisi’ne benzettiler.

            Yazı dizimizin dördüncüsünde Romanlar, Rumeli Göçmenleri (Dramalı, Vardarlı, Kavalalı, Serezliler) ve Doğu Karadenizlileri ele alacağız.

Romanlar(1) (Kıptiler)

Düzce’de 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren görülmeye başlayan Romanlar (Kıptiler), Düzce’nin eskilerindendir. Düzce’ye nereden geldikleri tam olarak bilinmemektedir. Anadolu coğrafyasına geliş tarihleri ile ilgili kesin bilgi olmamakla birlikte Kıptiler, anavatanları Kuzey Batı Hindistan’dan Afganistan ve İran üzerinden Anadolu’ya 10. yüzyılın başından itibaren geldikleri söylenir.(2) Kalaycılık, demircilik işleri onlardan sorulurdu. Romanlar aynı zamanda taşımacılık işi ile de uğraşırlardı. Saban, bel, kazma, keser ve diğer tarım aletlerinin üretiminde Düzce çiftçisine yardımcı olmuşlardır. Çamurculuk ve sıvacılıktaki maharetleri ile eski Düzce’de ev sıvanması işlerini de yaparlardı.

19. yüzyılın ilk yarısında Düzce Merkez Çalur Divânı ve Akpınar Divânı (Çalur Kıpti) ile merkeze yakın mahallerde (Metek, Çakmanlar), Gümüşova Cuma Divanı, Üskübü’ye bağlı Yukarıkaraköy, Avlıyan, Vakıf ve Sarı Kasımlar Divanı ile O zamanlar Üskübü’ye günümüzde Çilimli’ye bağlı Arabacılar’da Kıptiler Yanı (Elekçiyan taifesi) mahallinde yer­leşik hâlde idiler. İcra ettikleri meslekler dolayısıyla ihtiyaç duyulan mekânlara göre çok sık yer değiştirirlerdi. Günümüzde Akpınar Köyü ile Düzce’nin Câmikebir, Sancaklar, Çamköyü, Ağa, Çay Mahalleleri ve Çilimli’ye bağlı bazı yerleşim birimlerinde yaşarlar.(3)

Dramalı, Vardarlı, Kavalalı ve Serezliler (Rumeli Göçmenleri)

30 Ocak 1923’te Lozan’da imzalanan ‘Türk-Rum Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol Antlaşması’ gereği İstanbul dışındaki Ortodosk Rumlar ile Yunanistan’daki Müslüman Türkler ve Pomaklar zorunlu olarak göç ettirildiler. 1923 yılının sonlarında başlayıp 1925 yılına kadar süren göçlerle gelen Müslüman Türkler, Rumların boşalttığı bölgeler ağırlıklı olmak üzere Anadolu’nun belirlenmiş olan yerlerine iskân edildiler. Bugün ne kadar olduğunu bilemediğimiz az sayıda göçmenin son durağı da Düzce oldu. Özellikle tütün tarımında bilgi ve beceriye sahip olan göçmenler Selanik’in; Drama, Kavala, Yenice-i Vardar ve Serez yerleşim yerleri ile Teselya ve Kılkış bölgelerinden Düzce’ye geldiler. Bugün Düzce’de kimi ailelerin Dramalı, Kavalalı, Vardarlı olarak anılmaları bundan dolayıdır. Bu göçmenler Düzce merkez mahalleleri ile Metek ve Dereli gibi merkeze yakın köylere yerleştiler. Eski kuşaklar hatırlar, mahalle olarak anılmasada bugünkü Fevzi Çakmak Mahallesi sınırlarında Dramalı mahallesi bulunmaktaydı.

Doğu Karadenizliler

Düzce’de diğer bir göçmen grubu da doğu Karadeniz kıyılarından göç edenlerdir. Trabzonlu, Rizeli, Giresunlu vb. geldikleri yerlerle anılan bu göçmenler başta geçim sıkıntısı, işsizlik, bölgedeki tarım arazilerinin kısıtlılığı, kan davası dolayısıyla yaşanan huzursuzluklar, kan gütme kanununun tatbik edileceği yerler içinde batıdaki tek uygun yerin Düzce olması ve diğer bazı nedenlerden dolayı Düzce’yi tercih etmişlerdir. Rusların Şubat 1916’da Trabzon’u işgali sonrasıda, 19. yüzyılın başlarında başlayan göç hareketi hızlanmış ve yukarıda ifade ettiğimiz nedenlere bağlı olarak günümüze kadar devam etmiştir. Düzce’yi mesken tutan Doğu Karadenizliler buraları beğenince akraba ve komşularını da Düzce’ye çekmişlerdir.

Giresun’dan göç edenlerle ilgili 1900 yılına ait bir belgede Giresun ve Ordu’dan kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk ederek Düzce ve Akçaşehir (Akçakoca) ile civar yerlere göç ettikleri belirtilmektedir. Ancak bu göçten rahatsızlık duyulduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Bunun nedeni bu göçlerin birkaç senedir artmış olması ve gelenlerin ormanları tahrip ederek kendilerine yer açmaları ile yerli halk üzerinde baskı unsuru oluşturmaları olarak gösterilmiştir. Anılan tarihte bir yerden bir yere göç etmek kişinin isteğine veya kendi iradesine bağlı olmaktan ziyade ancak izin alınarak ve mürur tezkeresi denilen seyahat belgesine sahip olunduğu takdirde yapılabilmekteydi. Bununla ilgili olarak Giresun ve Ordu’dan göç edenlerin Trabzon vilayetinden alınmış izin belgelerinin olduğu da belirtilmiştir ki Trabzon vilayetinin de bu göçe itirazının olmadığı anlaşılmaktadır.(4) Bugün Düzce’nin Kaynaşlı ilçesine bağlı Yeniyurt (Sığırlık) Köyü sakinleri Trabzon Çaykara ilçesi Maraşlı (Nefs-i Paçan) köyünden 1901 yılında Sığırlık’a gelmişlerdir. Netice olarak Düzce’ye Doğu Karadenizlilerin geliş hikâyeleri belgelerin ve anlatımların işaret ettiği gibi 1900’lü yılların başı ve öncelerine kadar uzanmaktadır.

Düzce’nin Göçmen Topluluklarının Kısa Hikâyeleri yazı dizimiz burada sona erdi.

1890’lı yıllarda Düzce’nin kendi halinde huzurlu bir yaşamı vardır. Yazar İlhan Akın ‘Sılada Gurbet Zahit Kevseri’ adlı kitabında 1890’lı yılların Düzce’sini şöyle tasvir etmektedir; “…Düzce deyip geçmemek lazımdı… Şehrin sınırları dâhilinde herhangi birinin başına bir sıkıntı, ya da felaket geldiğinde hiç vakit geçirmeden, Hz. Ömer adaletine sarılırlar: “Kimdir? Kimin nesidir?” diye sorup soruşturmadan, sırf Allah rızası için bir araya gelip yapılması gereken ne ise, derhal yerine getirirlerdi. Şehrin en ücra köşesinde bile olsa, garip gurabanın, dara düşenin yardımına koşulur, hayır duası alınırdı Eşraf tarafından. Sonra da fakire, düşküne iş görmüşlüğün gönül huzuruyla, bir gün Bulgar Göçmeni Kudret Efendi’nin çayhanesinde bir araya gelinip mis gibi çayından yudumlanır; öbür gün Arnavutların Arnavut Böreği, yanına da Arnavut Köftesi lokmalanırdı… Bir gün Tatarların Şıl Böreği, Göbete ve Mantısının icabına bakılır; öbür gün Muhacirlerin katlama, Sarı Burma, Su Böreği ve Soğan Aşının tadına bakılırdı… Bir gün Boşnakların Boşnak Tatlısını, Manavların Gözleme ve Keşkeğini iç ederler; öbür gün de, Abhazların Mamursasını üflerlerdi… Hiç ihmal etmeden öbür gün de Mohti Lazların Kara Lahanasına Mısır Ekmeği bandırırlar, kemençesiyle neşelenip coşarlardı. Bir gün Gürcülerin Lepsisini, Çerkezlerin Çerkez Tavuğu ve Halujunu silip süpürürler, öbür gün de Kürtlerin Kürt Pilavını kaşıklarlar; Hemşinlilerin Aburuyla, Havgitiyle lezzetlenirlerdi. Şehrin dere kenarını mesken tutan Romanları da unutmazlar, Bulgar usulü Sarımsaklı Patateslerini tadıp düğünlerine gider bayramlarına alırlardı. Bazen de Ermeni komşularının Üzüm Sarmasının üzerine, tadı buruk Gül Şerbetini içerler; az biraz da Rum komşularının Un helvalarının tadına bakarlar; ayrıyı, gayriyi; seni, beni bilmeden, huzur içinde yaşayıp giderlerdi…”(5)

 

KAYNAK ve DİPNOTLAR;

(1)-Türkiye’de Çingene kelimesi genelde aşağılayıcı, küçültücü anlamlarda kullanıldığı ve bazı atasözü ve deyimlerde ayrımcı ifadelerle alçaltıldığı için Çingeneler bu ismi kullanmak istemezler. Çingene tanımı Türk toplumunda göçebe, hırsız, arsız, pis, küfürbaz gibi anlamlar içerir. 14 Haziran 1934'te kabul edilen Mecburi İskân Kanunu’nun 4. maddesi: “Türk kültürüne bağlı olmayanlar, anarşistler, göçebe Çingeneler ve memleket dışına çıkartılmış olanlar, Türkiye’ye muhacir göçmen olarak kabul edilmezler” ifadesi ile Çingeneler, anarşistler ile birlikte anılmışlardır. Bu Çingenelerin sadece toplum tarafından değil; o yıllarda devlet tarafından da aşağılandığını ve potansiyel suçlu görüldüğünü göstermektedir. Halen bu anlayışın kalıntıları toplumda görülmektedir. – Halime Ünaldı, “Türkiye’de Yaşayan Kültürel Bir Farklılık: Çingeneler”, Batman Üniversitesi Yaşam Bilimleri Dergisi, Cilt 1, Sayı 1, 2012, s. 623.

(2)-Halime Ünaldı, a.g.m, s. 616.

(3)-Çingene Federasyonu Onursal Başkanı, Araştırmacı Yazar Mustafa Aksu Çilimli kökenlidir. Uzun yıllar devlet kademelerinde çalışarak emekli olan Aksu, öğrencilik yıllarında edindiği deneyimlerden yola çıkarak; bir Çingene olarak ötekileştirilerek horlanması ile ilgili şunları söylemektedir: “Yaz tatilinde para kazanmak için Düzce Belediyesi’ne başvurarak, sivrisinek bataklıklarının kurutulması işinde geçici olarak çalışmak istedim. Belediye başkanı Mansur Bey, Çingene olduğumu öğrenince kabul etmedi; üstelik kovdu.” Aksu emeklilik hakkını elde edene kadar Çingene kimliğini gizlemek zorunda kaldığını söylemektedir. - Halime Ünaldı, a.g.m, s. 623, 624.

(4)-Murat Dursun Tosun Web Bloğu, https://muratdursuntosun.wordpress.com/2016/07/10/1905de-giresun-ve-ordudan-duzce-ve-akcasehire-goc/ - Telgrafname suretidir; Trabzon vilayetine tabi Giresun ve Ordu kazaları ahalisinin iki üç seneden beri hod be hod (kendi başlarına) Düzce ve Akçaşehir ve mahal-i saire ormanlarına nakil-i hane ederek iskân ve ormanları tahrib ve ahali-i kadime-i mahalliyenin idaresini tazyik ve işgal etmekde (ele geçirmekte) olmalarına mebni bu misillülerin badema kat’iyyen memleketlerinden infikak (ayrılarak) ve nakl-i hane etmelerine meydan verilmemesi evvelce sebk eden arz ve iş’ar üzerine taraf-ı âli-i nezâret-penâhilerinden vilayet-i mezkûreye tebliğ buyurulduğu gibi makam-ı aciziden de iş’ar olunduğu ve binaenaleyh bu babada icab edenlere ifa-yı vesaya edildiği dahi vilayet-i müşarün-ileyhanın cümle-i iş’arından bulunduğu halde bir iki gün evvel Giresun ahalisinden yirmi yedi hanede yüzyetmişdört nüfusun Düzce iskelesi olan Akçaşehir’de muvasalatla Düzce’ye gittikleri ve yedlerinde Trabzon vilayeti dâhilinde Giresun kazası nüfus me’murluğundan mu’ta (verilmiş) mürur tezkirelerinde ba-emr-i vilâyet-penâhi Düzce’ye nakl-i hane etmiştir, ibaresi muharrer (yazılı) olduğu ve ol kadar nüfusun da nakl-i hane etmeleri evvel ve ahir (önce ve sonra) gelmiş olan muhacirin ile memlu (dolu) bulunan Düzce kazasında bunların iskânlarıçün münasib mahal olmadığı cihetle bi’t-tabi ormanları tahrib ile iskâna çalışacakları beyanıyla hanelerinde olunacak muamele Bolu mutasarrıflığından istifsar olunmuş ve bu babda olunacak emr-i âli-i nezâret-penâhilerine kadar nüfus-ı merkûme hakkında bir gûna muamele icra edilmemesi lüzumu cevaben bildirilmiş olduğundan muhacirin-i merkûme hakkında olunacak muamelenin sürat-i emr ü inbası ma’ruzdur. Fi 08 Ağustos Sene (1)316 (21 Ağustos 1900), Kastamonu Valisi Enis.”

(5)-İlhan Akın, Sılada Gurbet: Zahit Kevseri, İstanbul 2012, s. 31, 32.